Söz&Kalem Dergisi - Murtaza Çelebi
Bazı şehirler vardır, adım adım yürüdükçe insanın içine işler. Taşlarında yalnızca mimarinin değil, insanın hatıralarının izleri vardır. Her köşe, geçmişten bugüne ulaşan görünmez bir nefesle yaşar. 3 şehir 3 soluk… Her biri farklı bir hatıranın yankısı, her biri farklı bir kalbin sızısıdır. Zaman geçer, insanlar unutulur ama taşların hafızası hep diri kalır. Çünkü bazı hatıralar, kelimelere değil taşlara yazılır. Gelin hep birlikte taşlara kazınan bu hatıraları okuyalım.
1) Sana (Yemen)
Sana, Yemen'in kuzeybatısında, yaklaşık 2.200 metre rakımlı bir dağ vadisinde yer alan, Arap Yarımadası'nın en eski ve en önemli şehirlerinden biridir. 2.500 yıldan fazla bir tarihi geçmişe sahip olan Sana şehri, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, özellikle İslam'ın yayılmasıyla birlikte dini, kültürel ve ticari açıdan bölgenin merkezi haline gelmiştir.
Sana, Yemen'in siyasi başkenti olmasının yanı sıra, zengin mimarisi, çok katlı taş evleri ve dar sokaklarıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan "Eski Sana" bölgesiyle de tanınır. Şehir, tarih boyunca Himyaritler, Saba Krallığı, Abbasiler ve Osmanlılar gibi birçok farklı yönetimin etkisi altında kalmış, bu da kültürel çeşitliliğini ve mimari zenginliğini artırmıştır.
El-Mutavakkil Cami
El-Mutavakkil Cami, genellikle "Büyük Sana Camii" (al-Jāmiʿ al-Kabīr bi-Ṣanʿāʾ) olarak da bilinir ve İslam dünyasının en eski camilerinden biridir. 7. yüzyılın başlarında, İslam'ın Yemen'e yayılmasıyla inşa edilen bu cami, hem dini hem de mimari açıdan büyük öneme sahiptir.
Caminin inşası, İslam'ın erken dönemlerine, Hz. Muhammed'in Yemen'e elçi gönderdiği yıllara kadar uzanır. İlk yapılar 630 yılında inşa edilmiş, daha sonra Emevîler döneminde (705-715) önemli genişletme ve yenileme çalışmaları yapılmıştır. Bu süreçte cami, hem ibadet hem de eğitim merkezi olarak kullanılmıştır.
Cami yaklaşık 80 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliğindedir. Dikdörtgen planlı yapının avlusu, çevresinde revaklarla çevrilidir. Yapımında yerel taş ve tuğla kullanılmıştır. Taş işçiliği Yemen'in geleneksel mimari anlayışını yansıtır. Caminin iki minaresi vardır. Minareler, Yemen mimarisine özgü sade ve işlevsel bir tasarıma sahiptir. İç mekânda geometrik desenler, Arapça kaligrafi ve bitkisel motifler bulunur. Bu süslemeler, İslam sanatının erken dönem özelliklerini taşır ve bölgesel Yemen estetiğiyle harmanlanmıştır. Cami, düz çatılı olup, bazı bölümlerinde ahşap kirişler kullanılmıştır. Kubbe yapısı, bölgenin iklim koşullarına uygun olarak tasarlanmıştır. Geniş avlu, cemaatin toplanması için kullanılırken, çevresindeki revaklar gölgelik ve dinlenme alanı sağlar.
2) Lhasa (Tibet-Çin)
Lhasa, Tibet'in başkenti ve kültürel merkezi olarak, Himalayalar'ın yüksek platolarında yaklaşık 3.650 metre rakımda yer alır. Tarihi binlerce yıl öncesine dayanan Lhasa, Tibet Budizmi'nin kalbi olarak kabul edilir ve hem dini hem de siyasi açıdan büyük öneme sahiptir. Şehir, Tibet'in geleneksel mimarisi, kutsal tapınakları ve manastırlarıyla zengin bir kültürel mirasa sahiptir.
“Güneş Işığı Şehri” olarak anılır çünkü yılda 3.000 saatten fazla güneş ışığı alır. Bu yüksek rakım ve bol güneş, şehre mistik bir atmosfer kazandırır. Lhasa, uzun yıllar boyunca Tibetli Budistlerin ruhani lideri olan Dalay Lama’nın ikametgahı olmuştur.
Lhasa, tarih boyunca Tibet krallıklarının merkezi olmuş, 7. yüzyılda Tibet İmparatorluğu'nun başkenti olarak gelişmiştir. Şehir, Budist manastırları ve dini kurumlarıyla Tibet kültürünün korunması ve yayılmasında kritik rol oynamıştır. 20. yüzyılda Çin'in Tibet üzerindeki etkisiyle siyasi değişiklikler yaşamış olsa da Lhasa kültürel ve dini kimliğini korumaya devam etmektedir.
Potala Sarayı
Potala Sarayı, Lhasa'nın en ikonik yapısı olup, Tibet Budizmi'nin ruhani ve siyasi merkezi olarak kabul edilir. 7. yüzyılda ilk olarak Tibet Kralı Songtsen Gampo tarafından inşa edilen saray, 17. yüzyılda 5. Dalay Lama döneminde bugünkü görkemli halini almıştır. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Potala Sarayı hem mimari hem de kültürel açıdan benzersiz bir yapıdır.
Potala Sarayı, Tibet'in Budist liderlerinin resmi ikametgahı ve yönetim merkezi olarak hizmet vermiştir. Saray, Tibet'in dini lideri Dalay Lama'nın hem ruhani hem de siyasi otoritesinin sembolüdür. 1959 yılına kadar Dalay Lama'nın ikametgahı olan saray, Tibet'in tarihindeki önemli olaylara tanıklık etmiştir.
Potala Sarayı, Lhasa Vadisi'nin batısında, 117 metre yüksekliğindeki Kızıl Dağ (Marpo Ri) üzerinde inşa edilmiştir. Saray, yaklaşık 13 katlı ve 400 odalı devasa bir komplekstir. Saray iki ana bölümden oluşur: Beyaz Saray (Potrang Karpo) ve Kızıl Saray (Potrang Marpo). Beyaz Saray, idari ve günlük yaşam alanlarını içerirken, Kızıl Saray dini törenler ve kutsal tapınaklar için ayrılmıştır. Sarayın yapımında taş, ahşap ve tuğla kullanılmıştır.
Potala Sarayı, Tibet kültürünün, dininin ve tarihinin merkezi olarak kabul edilir. Saray, Tibet Budizmi'nin ruhani liderlerinin ikametgahı ve yönetim merkezi olarak hem dini hem de siyasi açıdan büyük önem taşır. UNESCO tarafından koruma altına alınan saray, günümüzde turistlerin ziyaretine açık olup, Tibet kültürünü anlamak için eşsiz bir kaynaktır.
3) Budapeşte (Macaristan)
Budapeşte, Macaristan'ın başkenti ve en büyük şehri olarak Orta Avrupa'nın kültürel, ekonomik ve siyasi merkezlerinden biridir. Tuna Nehri'nin iki yakasında kurulu olan şehir, Buda ve Peşte olarak iki ana bölümden oluşur. Tarihi MÖ 1. yüzyıla kadar uzanan Budapeşte, Romalılar döneminde Aquincum adıyla önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Orta Çağ boyunca Macar krallığının merkezi olmuş, Osmanlı ve Habsburg egemenlikleri altında çeşitli kültürel ve mimari etkiler kazanmıştır.
Budapeşte, 1873 yılında Buda, Peşte ve Óbuda'nın birleşmesiyle modern bir şehir haline gelmiş ve hızla gelişmiştir. Şehir, zengin tarihi mirası, termal kaplıcaları, köprüleri ve mimari yapılarıyla turistlerin ilgisini çeker. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Budapeşte'nin tarihi bölgesi, özellikle Tuna Nehri kıyısındaki yapılar ve kalelerle dikkat çeker.
Buda (Budin) Kalesi
Buda Kalesi, Budapeşte'nin Buda yakasında, Tuna Nehri'nin batı kıyısında yer alan tarihi bir kale ve saray kompleksidir. İlk olarak 13. yüzyılda inşa edilen kale, Orta Çağ boyunca Macar krallarının ikametgahı ve yönetim merkezi olmuştur. Zaman içinde Macar-Osmanlı savaşalrı, Habsburg yönetimi ve 20. yüzyıl savaşları nedeniyle birçok kez tahrip edilmiş ve yeniden inşa edilmiştir.
Buda Kalesi'nin temelleri 1247 yılında atılmış, 14. yüzyılda Kral I. Béla döneminde genişletilmiştir. Osmanlı imparatorluğu 1541-1686 yılları arasında kaleyi kontrol etmiş, bu dönemde kale hem askeri hem de idari bir merkez olarak kullanılmıştır. 18. yüzyılda Habsburglar tarafından barok tarzda yeniden inşa edilen kale, 19. ve 20. yüzyıllarda modern restorasyonlarla bugünkü halini almıştır.
Buda Kalesi, Macaristan tarihinin ve kültürünün simgesi olarak kabul edilir. Kale, hem askeri hem de sivil amaçlarla kullanılmış, Macar krallarının ikametgahı olarak siyasi gücün merkezi olmuştur. Günümüzde kale kompleksi, müzeler ve kültürel etkinliklerle ziyaretçilere açıktır ve Budapeşte'nin en önemli turistik noktalarından biridir.