İbrahim Kılıç - Söz&Kalem Dergisi
Müslüman olarak bizlerin bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biri, İslâm'ı ve çağı derinlikli bir şekilde okuyan, karşı karşıya kaldığımız krizin sadece kültürel ve ahlaki değil aynı zamanda epistemolojik ve enformatik bir kriz olduğunu kavrayan Müslüman entelektüel ve alimlerin azlığıdır. Bu bağlamda, geçtiğimiz ay vefat eden Malezyalı düşünür ve âlim Nakib El-Attas'ı ve onun mefkuresini anmak gerekir. Amacımız, yeteri kadar hakkı verilmemiş bu mümtaz düşünürü hem hatırlatmak, hem de onun şahsında “Bilginin İslamileştirilmesi” meselesine küçük bir katkıda bulunmaktır.
Bilginin İslamileştirilmesi meselesi, modern dönem ve enformasyonun getirdiği seküler paradigmanın bizi kuşattığı bir zaman diliminde Müslüman düşünürler tarafından gündeme gelmiş bir meseledir. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren çağımızın önemli Müslüman düşünürleri bu konu etrafında ciddi çalışmalar ve projeler başlatmışlardır. Başta İsmail R. Farukî, Perviz Manzur, Ziyauddin Serdar, S. Hüseyin Nasr ve Nakib El-Attas olmak üzere Müslüman düşünürler bilginin İslamileştirilmesi meselesini farklı açılardan ele almış ve hatta bazıları bu kavramın geçerliliğini sorgulamışlardır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bilginin İslamileştirilmesi her ne kadar modern batı uygarlığının yol açtığı bunalımın tetiklediği bir mesele olsa da, sadece batıya karşı bir reaksiyon değil, aynı zamanda İslâmî bir epistemoloji ve paradigmayı inşa etme girişimidir. Dolayısıyla böylesine hayati bir meseleyi ele almak, çözüm yollarını araştırmak ve gerekli adımları atmak, yerine getirmemiz gereken temel bir vazifedir. Esasında bugünkü krizin asıl kaynağı, yazının başında da belirttiğimiz gibi epistemolojik ve enformatiktir.
Müslüman zihninin batılı düalist ve pragmatik kodlarla iğdiş edilmesi, mevcut şartların Müslümanları seküler bir hayat yaşamaya zorlaması ve bir bütün olarak İslam'ın çağımızda nasıl anlaşılması ve anlamlandırılması gerektiğine dair ifrat ve tefrit yorumları, arı duru bir İslam anlayışı önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. İslam düşüncesi, Batılılar ve onların oluşturduğu reaksiyoner pozisyon tarafından ‘ideolojileştirilme’ tehlikesiyle karşı karşıya kalırken; İslam tarihi, ‘mutlaklaştırılma’ tehlikesiyle yüzleşmektedir. Bu sorunların her biri üzerinde durmak, bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Ancak şu kadarını söylemekle yetinelim ki, İslam düşüncesi ve tarihi, taviz verilemeyecek kadar özgün ve sığlaştırılamayacak kadar esnek bir yapıya sahiptir.
Bütün bu mülahazalardan sonra, Nakib el-Attas'ın ‘’Bilginin İslamileştirilmesi’’ mefkuresine geçebiliriz.
Bilginin İslamileştirilmesi
Nakib El-Attas, bilginin İslamileştirilmesini çağımızın çözülmesi gereken esas meselesi olarak görür. Ona göre bu mesele çözülmeden Müslümanların İslâm’ı hakkıyla kavramaları mümkün değildir. İslam Metafiziğine Prolegomena adlı ufuk açıcı kitabında Attas, bilginin İslamileştirilmesinin Müslümanların İslâm metafiziği ve ontolojisi ile yeniden ve otantik bir ilişki içinde olmalarının ön şartı olduğunu savunur. Öte taraftan bilginin İslamileştirilmesi yalnızca soyut ve akademik düzeyde kalan bir mesele değil, pratik bir takım adımlar atılmasıyla olabilecek bir görevdir.
Bilginin İslamileştirilmesi (Islamization of Knowledge) kavramı, Attas’ın özgün yorumu ile bilginin aslına döndürülmesinden başka bir şey değildir. Bu minvalde bilginin İslamileştirilmesi demek, batılı bilginin mutlak reddi değil, onun dünya vizyonu ve paradigmasıyla örülü bilginin reddidir. Zira bilgi nötr değildir, ontolojik ve vizyoner bir dünya görüşünün formudur. Burada bilgiden kasıt, konvansiyonel anlamda, şeylere dair bilgiden daha felsefi düzeyde bilgi hiyerarşisi ve bilginin mahiyetine kadar bütün bilgi türleridir.
Attas, batı uygarlığının hümanizm ve sekülerizmle beraber geçirdiği dönüşümün bilginin mahiyetini değiştirdiğini ve bugünkü krize neden olduğunu söyler. Batı uygarlığı değişim (becoming) heyulasıyla varlığı (being) unutmuş ve onu inkar etmiştir. Böylelikle ortaya neyin bilinmesi ve nasıl bilinmemesi konusunda şüpheci, müphem ve izafi bir epistemolojik anlayış çıkmıştır. Binaenaleyh, böyle bir epistemolojik anlayış, İslâm’a uygun olmamakla kalmaz, aynı zamanda zarar verir.
Attas, bilginin ve disiplinlerin İslamileştirilmesinin bir kaç adımla mümkün olduğunu savunur. İlk olarak batılı bilginin yapı-sökümü ve eleştirisi olmalıdır. Bu aşamada bilginin ve sosyal disiplinlerin (psikoloji, sosyoloji, tarih vb.), batılı arka plandan ve paradigmatik kodlarından ayrıştırılması lazımdır. Çünkü seküler ve hümanist paradigma üzerine İslâmî bir epistemoloji inşa edilemez. İkinci aşamada, metafiziksel temel gelir. Attas'a göre bu metafiziksel temel, esasında bilginin boyutları ve sıralanışı ile ilgilidir. Başka bir deyişle bilgi sadece akıl ve madde ile ilgili değil, vahiy ve kalple de ilgilidir.
Batılı bilgi, müslümanları materyalist ve rasyonalist bir bilgi anlayışıyla karşı karşıya bırakarak bilgi alanlarını sınırladığı gibi içsel ve sezgisel melekelerini de yok saymaktadır. İslam, Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi adlı kitabında bütün bilgi alanlarını ve insani boyutları kapsayacak epistemoloji anlayışının ancak bu metafizik temelde olacağını ve bunun merkez kavramının da edep olduğunu savunur. Attas edebi “insanın kainattaki yerini bilmesi” olarak tanımlar ve onu İslami kozmik düzenin bir ifadesi olarak kullanır.
Üçüncü aşama ise kavramsal yeniden inşa sürecidir. Bu aşamada bilginin ayıklaması yapıldıktan sonra disiplinler, İslâm'ın vücud, tevhid, ilim ve adalet gibi temel kavramlarıyla yeniden tanımlanır. Burada örneğin eğitimin epistemolojik ve entelektüel bir faaliyetten ibaret olmadığını, bilakis İnsanı - Kamil olmaya götüren geleneksel İslam mirasındaki şekliyle anlaşılması gerektiğini vurgular. Dördüncü ve son aşama ise, bilgi ve varlık hiyerarşisidir. Attas modern bilimin aksine bilgide bir hiyerarşi olduğunu savunur. En üstte Farz-ı Ayn onun altında ise Farz-ı Kifaye yer alır. İslamileştirme, bu hiyerarşiyi modern eğitim sistemine geri kazandırma çabasıdır.
Hülasa, Nakib El-Attas’ın buraya kadar oldukça kısa bir şekilde özetlediğimiz bilginin İslâmîleştirilmesi mefkuresi, müslümanlar olarak bizlere seküler çağda epistemolojik krize karşı adeta bir yol haritası sunmaktadır. Bize düşen bu değerli düşünürün mirasına sahip çıkmak ve misyonunu devam ettirmektir. Bu vesileyle Allah üstada rahmet eylesin.