Rumeysa Biçer - Söz&Kalem Dergisi
Yine bir akşamüstü Efendim..
Zamanın yorgun düştüğü yerdeyiz,
Sokaklar kalabalık ama biz sanki ıssız bir çöldeyiz.
Ebu Cehil zihniyeti kılık değiştirmiş, kol geziyor aramızda,
Sana olan bu hasret, dermanı olmayan en derin yaramızda.
Seni bekliyor dünya, tıpkı o mübarek doğumundan önceki gibi,
Karanlık pusuda, sanki insanlık kaybetmiş tüm edebi.
Amine annemizin rüyasındaki o nuru özledik ya Resulallah,
Mecusilerin sönmeyen ateşini söndüren o süruru özledik vallahi.
Gelseydin eğer,
Önce adalet gelirdi seninle, o vakur adımlarınla,
Hattab’ın oğlu Ömer, kılıcıyla çıkardı yine meydanlara.
"Hak geldi!" derdi o gür sesiyle, yer yerinden oynardı,
Zulüm, Ömer’in heybetini görünce korkusundan sararırdı.
Senin o yetim kalbine değen rüzgarı özledik biz,
Kâbe’nin duvarına yaslanıp dua edişini bekleriz.
Asrın garipleriyiz Efendim, elimiz kolumuz bağlı,
Yürekler paramparça, gönüller her daim yaralı.
Gelseydin eğer,
İlmin kapısı Ali, Zülfikar’ıyla dururdu yanı başında,
O ki; canını feda etmişti senin o kutlu hicret yatağında.
Aslanlar gibi kükrerdi yine Hayber’in kapılarında,
Biz Ali’nin cesaretini, senin o eşsiz şefkatini özledik.
Hasretin, o kuru hurma kütüğünü ağlatan bir sızıdır şimdi,
Sen gittin gideli, dünya bir saniye bile gülmedi.
Uhud’da mübarek dişin kırıldığında meleklerin ağladığı o an,
Bizim kalbimiz kırıldı Efendim, paramparça oldu bu zaman.
Mekke’nin fethindeki o tevazuu arıyor şimdi gözlerimiz,
Putları kırdığın gibi, nefsimizdeki putları da kırar mısın?
Biz seni görmeden sevdik, "Kardeşlerim" dediğin o zümreye,
Ne olur ey Nebi, bizi de o mübarek safına dahil eder misin?
Gelseydin eğer,
Bu asrın karanlığı, nurunla bir anda dağılır giderdi,
Ömer’in adaleti, Ali’nin sadakati yeryüzüne yeterdi.
Vuslatımız mahşere mi kaldı? ey En Sevgili, ey Allah’ın Resulü,
Sana binler salat, sana binler selam, ey gönüllerin tek gülü...