Taşlara Kazınan Hatıralar: 3 Şehir 3 Soluk
Şehirler, insanlık tarihi boyunca sadece yerleşim yerleri veya insanların barındığı meskenler olarak değil, bundan çok daha önemli olan medeniyetlerin, inançların ve kültürlerin beşiği olmuşlardır. Tarihi yapısı, kültürel mirası, mimarisi ve gelenekleriyle her şehir, insanlığın gelişimine ve hatırasına katkı sağlamaktadır. Şehirler ve bu şehirlerin kadim yapıları, insanlığın gelişimini ve hafızasını ortaya koymaktadır. Her bir şehir, her bir şehrin tarihi yapısı ve bu yapıların her bir taşı adeta geçmişten günümüze seslenmektedir. Gelin bizlerde bu seslere kulak vererek 3 tane şehrin 3 tarihi dokusunu dinlemeye çalışalım…
1-) Granada - Endülüs (İspanya)
Granada, Endülüs’ün incisi ve gözbebeği… Göğe yükselen ezanların ve çan seslerinin İslam hakimiyeti altında barışla yan yana yankılandığı medeniyet diyarı. Sokaklarında yürürken her taşa sinmiş İslam medeniyetinin izleri çarpar gözlere: bir yanda ilim ve irfanın, diğer yanda iman ve şiirin izleri…
İspanya’nın güneyinde, Endülüs bölgesinde yer alan Granada şehri, Sierra Nevada dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Coğrafi konumuyla hem stratejik hem de estetik bir güzelliğe sahip olan Granada şehri, tarih boyunca birçok medeniyetin merkezi olmuş, özellikle de İslam medeniyetinin batıdaki en görkemli merkezlerinden bir olarak tarihte yerini almıştır.
Kuruluş ve tarih açısından Granada şehrinin tarihi, Roma dönemine kadar uzanıyor olsa da, Müslümanların Endülüs’ girmesiyle şehir yükselmeye ve bilinmeye başlanmıştır. 711 yılında İslam hakimiyetinin etkisiyle Granada, gelişen bir şehir haline geldi.
El-Hamra Sarayı
Granada şehrinin en yüksek noktasında, güneşin batmasıyla kan kırmızısına bürünen bir saray gözleri mest etmektedir. El-Hamra Sarayı… El-Hamra, sadece bir taş yığını değildir. Onun her bir duvarında bir dua, her bir kemerinde bir ayet ve her bir sütununda birer şiir gözlerimize seslenmektedir. Avluları, nakışları, bahçeleri ve çeşmeleri ile El-Hamra Sarayı, İslam medeniyetini bizlere tanıtmaktadır.
El-Hamra Sarayı, Granada’nın en önemli simgesi ve İslam mimarisinin Batı’daki en görkemli eserlerinden biridir. İsmi Arapça ’da “kırmızı” anlamına gelen “el-ḥamrāʾ” (الحمراء) kelimesinden gelmektedir.
Sarayın inşasına, 1238 yılında Nasrî Hanedanı’nın kurucusu olan I. Muhammed bin Yusuf zamanında başlanmıştır. Daha sonraki Nasrî sultanları dönemlerinde yapımı devam etmiş, özellikle I. Yusuf ve V. Muhammed dönemlerinde büyük bölümleri tamamlanmıştır.
El-Hamra Sarayının en ünlü bölümleri şunlardır: Mexuar Salonu, Comares Sarayı, Aslanlı Avlu ve Generalife Bahçeleri. Bu bölümlerin her biri ayrı bir öneme sahiptir. Mexuar Salonu: Devlet işlerinin görüşüldüğü resmi bölümdür. Comares Sarayı: İçinde muhteşem Elçi Salonunu barındıran sultanların resmi ikametgahıdır. Aslanlı Avlu: El-hamra’nın en tanınmış bölümüdür. Ortasında on iki mermer aslanın taşıdığı bir havuz bulunmaktadır. İslam’ın suya verdiği önem, bu avluda estetik bir form kazanmıştır. Generalife Bahçeleri: Sarayın dışında, sultanların yazlık köşkü olarak kullanılan ve güzelliği ile göz kamaştıran huzur dolu bahçelerdir.
2-) Bağdat –Irak
Dicle Nehri’nin kıyısında, güneşin altın misali ışıklarıyla yıkanan bir şehir yükselmektedir. Bağdat… Onun taş sokaklarında yürüdükçe, her taş bir tarih fısıldar kulaklara. Bağdat’ın göğe yükselen minarelerinin altında alimlerin oluşturduğu ilim meclislerinin yankısı duyulmaktadır.
Günümüzde, Irak’ın başkenti ve Orta Doğu’nun en eski ve en etkili şehirlerinden biri olarak bilinen Bağdat şehri, Tigris (dicle) Nehri’nin kıyısında konumlanmış ve tarih boyunca hem siyasi hem de kültürel bir merkez olmuştur.
Bağdat, 762 yılında Abbasîler döneminde halife I. Mansur tarafından kurulmuştur. Şehrin planlaması oldukça modern bir anlayışla yapılmıştır. Merkezi yönetim ve saray kompleksini çevreleyen dairesel bir şehir planına sahip olan ve “Yuvarlak Şehir” olarak adlandırılan bir bölgesi bulunmaktadır. Bu anlamda şehir, sadece idari bir merkez değil, aynı zamanda İslam dünyasının kültür ve ilim başkenti olması amacıyla kurulmuştur.
Mustansıriyye Medresesi (Medresetü’l-Mustansiriyye)
Dicle Nehri’nin kıyısında, nehrin berrak sularına gölgeleri düşen kubbeler ve minareler arasında bir medrese göze çarpar. Mustansıriyye Medresesi… Bu yapı, sadece tuğlalardan örülmüş bir bina değildir. İlmin, hikmetin ve insan ruhunun birleştiği bir yerdir. Bağdat’ın kalbinde, zamanın yorgunluğuna meydan okurcasına duran mustansıriyye, geçmişin ilim meclislerini hatırlatır.
Dicle Nehri’nin doğu kıyısında, Bağdat’ın Rusafa bölgesinde yer alan Mustansıriyye Medresesi, 1227-1234 yılları arasında Abbasî halifesi el-Mustansır Billah (h. 623–640/m. 1226–1242) tarafından yaptırılmıştır. Halifenin ismini taşıyan bu medrese, Abbasîlerin son parlak döneminin ilim ve kültür simgelerinden biridir.
Eğitim açısından Mustansıriyye Medresesi, İslam tarihinde ilk “evrensel üniversite” örneklerinden biri olarak sayılmaktadır. Medresenin içerisinde, dört Sünni fıkıh mezhebi olan Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine mensup kişiler için ayrı ayrı ders bölümleri bulunuyordu. Bu özelliği bakımından Mustansıriyye Medresesi, dönemin eğitim anlayışına büyük bir yenilik katmıştır. Bunun yanı sıra tıp, matematik, astronomi, edebiyat, mantık ve felsefe gibi alanlarda da dersler verilmekteydi. Medrese içinde zengin bir bilgi ve kitap içeriği olan bir kütüphane bulunmaktaydı. Medresede okuyan öğrencilere burs, barınma, yiyecek ve kırtasiye desteği sağlanırdı. Mustansıriyye Medresesinin, yaklaşık 3.000 öğrenciye hizmet verdiği rivayet edilmektedir.
3-) Taşkent - Özbekistan
Kumlu çöllerle ve sert dağlarla çevrili ama kervan yollarıyla her daim canlı olan bir şehir: Taşkent… Sokaklarında yürürken kervanların getirdiği baharat kokularının etrafa sindiği, ipek ve çeşitli kumaşların renklerinin gözlere ziyafet çektirdiği bir şehir.
Orta Asya’nın en eski ve önemli şehirlerinden biri olan Taşkent, günümüzde Özbekistan’ın başkentidir. Şehir, tarihi İpek Yolu üzerinde stratejik bir konumda inşa edilmiş ve tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Taşkent’in kuruluş tarihi, M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanır. Antik çağlarda Sogdiana bölgesinin bir parçası olduğu rivayet edilmektedir. Farklı dönemlerde Göktürkler, Karahanlılar ve Timurlular tarafından yönetilen şehir, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmasıyla Orta Asya’nın kültür ve ticaretinin merkezi haline gelmiştir.
Taşkent, özellikle 10. yüzyıldan itibaren İslam kültürünün önemli bir merkezi olmuştur. İslam hakimiyetiyle beraber burada medreseler, kütüphaneler ve camiler inşa edilmiştir. Böylelikle Taşkent şehri, ticaret ve ekonomiyle birlikte eğitim ve ilmî faaliyetlerin de merkezi hâline gelmiştir.
Hazreti İmam Külliyesi
Taşkent’in kalbinde, tarihin ve maneviyatın iç içe geçtiği bir mekân vardır: Hazreti İmam Külliyesi… buradaki her taş, her çini, her kubbe ve her salon ilmin izlerini taşır. İçine giren kişi sadece duvarlarla örülmüş bir yapıya adım atmış olmaz. Asırlardır süregelen manevi ve ilmi bir iklimin yaşandığı bir mekânın içine ayak basmış olur.
Taşkent’in eski şehir kısmında bulunan Hazreti İmam Külliyesi, şehrin en büyük mimari eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Külliyenin temelleri 16. Yüzyılda atılmaya başlanmış ve Hazreti İmam olarak bilinen Ebu Bekir Kaffal Eş-Şaşi adına yaptırılmıştır. İsmini de buradan alan külliye, sonraki dönemlerde genişletme çalışmalarına uğramıştır. Bu genişletme çalışmalarıyla içine camiler, medreseler, türbeler ve kütüphaneler eklenmiştir.
Külliye mimari açıdan, Orta Asya İslam mimarisinin klasik özelliklerini taşımaktadır. Büyük bir avlu etrafında sıralanan cami, medrese ve kütüphane gibi yapılardan oluşmaktadır. Kubbe ve kemerlerinde turkuaz çiniler, geometrik desenler ve hat sanatının zarif örnekleri bulunmaktadır. Barakhan ve Muyi Mübarek medreseleri, Tilla Şeyh ve Hazreti İmam camileri külliyenin en dikkat çekici bölümleri arasında yer almaktadır. Külliyenin ortasında, aynı anda binlerce kişinin bayram ve cuma namazını kılabileceği geniş bir avlu yer almaktadır. Külliyenin arkasında ise, 1541'de mimar Gulam Hüseyin tarafından inşa edilen ve külliyenin en eski yapılarından biri olan Kaffal-i Şaşi Türbesi bulunmaktadır.