Söz&Kalem Dergisi - Mustafa Demir
Uyanmaktır her işin başı; uyanabilenlerden olmak. Bir nasip işi aynı zamanda; yokken var olmak. Uyanmaktır var olmak, varlığa sudur etmek. Yokluk uykusundaydı tüm alem, uyandırıldı varlığa gelerek. Kendi istedi bunu kâlû belâ’da bilerek.
Bir bebek saflığı gibi ilk uyanış, meraklı gözler, alemi seyr-i kadim. Hayatın ihyası burada başlar. Ne öte ne geri, tam burada. Dolmayı bekleyen boş sayfa, hazırmış zaten insanca çiziklere. Ne sesler işitecek kulaklar, ne çelişkiler göğüsleyecek zihinler.
Bir kelimeye sığar mevcudu kapsayan varlık; ömrün sabahı, karanlığın teslim töreni, uykuya veda. Sabahın nuru, iç tatmin ve hoş bir sadâ. “Öyleyse siz beni anın ki ben de sizi anayım” buyurdu mevlâ. Dedi ki Bakî: "Âvâzeyi bu âleme Davud gibi sal, Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş".
Anılma istenci bu yüzden yüklendi kalplere, anılmak istemek. Kayırdı bunu insan, terse döndü alem. Anılmak değil tapılmak istedi. Taparcasına anılmak. Bundan işte zevahirin yavrusu oldu reklamlar, dev afişler ve pankartlar. Çıldırmışçasına bilinmek istiyor insanlar. Enikonu sırtlanıp tüm dikkatleri, kendi felaketine doğru parlayacak tüm kaygılar.
Bu yüzden uyanmalı insan, talihi varsa uyandırılmalı. Sabahtır uyanmanın adresi, bunu iyi bilmeli. Zira sabah, yalnızca günün başlangıcı değil, insanın kendine kurduğu zindandan çıkma kudretidir. Her şafak, şu hakikatle çatlamalı kulaklarımız: “Kendini aş; dün olduğun kişiye sadakat borcun yok.”
Her hakikatin, insanın kendi sînesinde kırılınca parlayan bir yanı vardır. Her uyanışta “Ben kimim?” suâlinden önce “Kim olmaya niyet ediyorum?” sorusunun ateşiyle yanmaya başlamalı. Hz. Peygamber’in sabahı diriliş vakti sayması da buradandır. Sancısız, alevsiz diriliş olmaz.
Sabahın çocuklarıdır Müslümanlar. Akşamın misafiri. Her akşam, sabahın zorunlu bir tezahürüdür. Ters düz edelim klişeleri: Akşam nasıl uyumak istiyorsan, sabah öyle kalkacaksın. Ruhu hafifletmeli sabahlar çünkü dünyayı ve en çok kendini aşmak, hafif ruhların işidir. Haddizatında her uyanış bir aydınlanmadır. Sen de ışığını esirgeme.
Anlamaktır sabah. Güneşle beraber fikirlerin de doğduğu andır. İhtirası bastırmak değil; ona doğru yön vermek. Korkuyu yok etmek değil; onu anlamak. Sevgiyi yüceltmek değil; onu aklın kıvamına erdirmek. Düzenin başlangıcıdır sabah, zira her düzenin bir başlangıca ihtiyacı vardır.
İnsan bir ağaç gibi kök salmak için değil, bir rizom (toprak altında büyüyen gövde) gibi yayılmak için vardır. Sabah, rizomatik bir çağrıdır: Çünkü insanı boğan, hayatın ağırlığı değil; tek bir çizgiye mahkum olmuş yaşamın darlığıdır. Bu yüzden her sabah, her yeni gün, yeni bir yaşam, yeniden doğuşun kalbidir. Karınlardan değil, kalplerden doğmanın durağı. Bugün hangi kalpte doğacaksın?
Göğsünde titremeli sabahın nuru. Zira her sabah aslında küçük bir ölüm ve her ölüm küçük bir temizliktir. Uyan ki temizle göğsünü. Her uyanış öldüğün yerden yeniden başlamanın yeridir. Ateşin yoksa bile, yanmaya mecbursun.