Muhammed Cevher - Söz&Kalem Dergisi
İnsan, fıtratı gereği sosyal bir varlıktır. Bunu, Allah’ın (c.c.) Hz. Âdem’i yarattıktan hemen sonra Hz. Havva’yı yaratmasından da anlayabiliriz. Bundan dolayı insan, birini veya birilerini kendine örnek almak ister; onların yaşantılarını kendi hayatına aktarmaya çalışır ve onları rol model edinir. Nitekim günümüz dünyasının en büyük yanılgısı, rol modeli alkışa göre seçmektir. Oysa alkış, kalabalığın sesidir ve kalabalıklar her zaman doğruyu göstermez; hatta çoğu zaman yanıltıcıdır. Hakikat ise çoğu zaman yalnızdır.
Sahne ışıkları altında parlatılmış şahıslar, televizyon ekranlarında dizi ve filmlerde kurgulanan yapay hayatlar; toplumun ve özellikle gençliğin zihnini bulandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Böyle bir bulanıklık içinde, örnek alınacak şahsiyetlerin seçimi ciddi bir problem hâline gelmektedir. Bu noktada şu soru ortaya çıkmaktadır: Örnek alınacak, rol model edinilecek kişi nasıl olmalıdır? Bu kişi popüler biri mi olmalı, cesur mu olmalı, sporla mı ilgilenmeli, yoksa uğruna yürünecek bir davaya mı sahip olmalıdır?
Rol model alınacak kişide, mutlaka bazı temel özellikler aranmalıdır. Örnek alınacak kişinin hayatı ve çizgisi net ve tutarlı olmalıdır. Bu açıdan, hayatlarını tamamlamış ve değişmeyecek olan şahsiyetler daha sağlıklı örneklerdir. Bu kişiler, insanlığa faydalı işler yapmış olmalıdır. Zira insanlığa zarar veren birini örnek almak, zararı büyütmekten başka bir sonuç doğurmaz. Aynı zamanda zor zamanlarda cesaretinden ve yolundan taviz vermemiş olmalıdır. Tarih, bu noktada nice ibretlik örneklerle doludur. Bununla birlikte hata yaptığında hatasından dönebilen biri olmalıdır. Çünkü hatasında ısrar eden kimse, kendi sonunu hazırlar.
Bu noktada Peygamber Efendimizin şu hadisi konuyu en güzel şekilde özetler:
“Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Beyhakî, el-Medhal, s. 164)
Evet, bugün bizim aradığımız kişiler de işte böyle şahsiyetlerdir. Televizyon ve medyanın parlatıp önümüze sunduğu sahte yıldızlar değil; bize yol gösterecek sahabe gibi yıldızlara ihtiyacımız vardır. Güneşin kavurduğu çölde, taşlar altında “Ahad! Ahad!” diye haykıran Hz. Bilâl gibi olmalıdır. Hidayetinden önce Mekke’nin en zenginlerinden biri iken, şehid olduğunda ayaklarını örtecek kefene bile sahip olamayan Hz. Mus‘ab gibi olmalı. Zulmün karşısında mazlumun yanında duran ve Uhud’da vücudu paramparça edilen Hz. Hamza gibi olmalı. Kâinatın Efendisi’ne gelen oklara elini siper edip çolak kalan Hz. Talha bin Ubeydullah gibi olmalı. Hicret emri geldiğinde, Efendimizin yatağında büyük bir cesaretle yatan Hz. Ali gibi olmalı. Hicret sırasında sığındıkları mağarada, açık kalan yeri ayağıyla kapatıp yılan tarafından ısırılan Hz. Ebûbekir gibi olmalı. Tek bir savaşta elinde dokuz kılıç kırılan yiğitlik abidesi Hz. Halid bin Velid gibi olmalı…
İşte rol model alınacak kişiler bunlardır. Her yönüyle örnek alınabilen, hayatlarıyla yol gösteren şahsiyetler…Bu büyük insanların hayatları bizim için birer pusula, cennete giden yolun haritasıdır. Her sahabe bir özelliğiyle öne çıkarken, diğer yönleriyle de insanlığa örnek olmuştur. Mesela dört halifeye baktığımızda:
Hz. Ebûbekir doğruluğuyla meşhur olduğu kadar cömert ve sadıktı.
Hz. Ömer adaletiyle öne çıktığı gibi cesaretiyle de dikkat çekerdi.
Hz. Osman hayâsıyla tanındığı kadar zenginliği ve cömertliğiyle de bilinirdi.
Hz. Ali ilmiyle meşhur olduğu gibi cesaretiyle de örnek bir şahsiyetti.
Örneğin bir gün, Ebû Zer (r.a.), Hz. Bilâl’e “siyah kadının oğlu” dediğinde hatasını fark etmiş ve hemen özür dilemiştir. Hatta Hz. Bilâl’in kendisini affetmesi için başını yere koymuş, onun ayağıyla başına basmasını istemiştir. Hz. Bilâl ise buna razı olmamış; sadece ayağını başına dokundurarak onu affetmiş ve kardeşine sarılmıştır.
Peki ya İslam’ın örnekliği dışında kalanlar? Aynı dönemde yaşamış olan Ebu Cehil’e baktığımızda, Bedir Savaşı’nda yaralı hâlde yerde yatarken bile kibir ve gururundan vazgeçmediğini görürüz. Onu öldürmek üzere olan Abdullah bin Mes‘ûd’a, “Ey koyun çobanı! Çok yüksek bir yere çıktın.” Diyebilmiş; hatta başının kesilme anında bile kibirli sözler sarf etmiştir.
İşte bunlar, cahiliyenin ve İslam’ın iki farklı örnekliğidir. Cahiliye dönemi, insanlığın en karanlık ve en vahşi dönemlerinden biri olarak bilinir. Ancak o karanlıktan çıkan sahabe nesli, asırlardır insanlığa örnek olacak bir hayat ortaya koymuştur.
“Andolsun ki, Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)
Selam, en güzel örneğin, en güzel örneklerine ve onların izinden gidenlerin üzerine olsun.
Vesselam…