Said Gündüz - Söz&Kalem Dergisi
Orijinal Metin
‘Bil ki akıl, doğru bir mîzân ve sağlam bir ölçüdür. Hükümleri galiben hatadan sâlim, hükümlerinde adl üzere kāimdir. Ondan zulüm ve haksızlık sâdır olmaz. Bununla beraber akıl sahibi bir kimse, âhiret ahvâlini, nübüvvet makamının hakikatini ve hattâ Bârî Teâlâ’nın ezelî sıfatlarının künhünü sırf akıl mîzânıyla ihâta ve idrâk etmeye tamah ederse, mümkün olmayanı talep etmiş olur.
Şunu da bil ki bu tamah, akıl ötesi bir tavrın nûru zuhûr ettiğinde tedrîcen zâil olur. Nasıl ki sabahın aydınlığı doğunca yıldızların ziyâsı yavaş yavaş kaybolursa, bu temennî de o nûrun işrâkıyla sönmeye başlar. Zarûreten terk edilen bir tamah ile ihtiyârî olarak terk edilen tamah arasında fark vardır. İşte burası, ayakların kayabileceği bir mevzidir; gâyet dikkat ve basîret gerekir. Bu tamahı kendi irâdenle dilediğin vakit terk etmen mümkün değildir. Bilakis o, fecrin tulûuna benzer bir zuhûra bağlıdır. O nûr doğmadan bu arzu bütünüyle zâil olmaz. Onun tamamıyla sönmesi, akıl ötesi tavrın nûrânî tecellîsine mütevakkıftır.’’
*
Sadeleştirilmiş
‘’Bil ki akıl doğru bir ölçü aracıdır. Genellikle doğru hüküm verir ve adaletlidir. Ondan haksızlık çıkmaz. Ancak bir insan, ahiret hayatının ayrıntılarını, peygamberliğin gerçek mahiyetini ve Allah’ın ezelî sıfatlarının özünü yalnızca aklıyla tamamen kavramak isterse, mümkün olmayan bir şeyi istemiş olur.
Şunu da bil ki bu istek, aklın ötesinde bir idrak düzeyinin ortaya çıkmasıyla yavaş yavaş ortadan kalkar. Nasıl ki sabah olunca yıldızların ışığı kaybolursa, bu arzu da daha yüksek bir idrak nurunun ortaya çıkmasıyla zayıflar.
Zorunlu olarak vazgeçilen bir istek ile bilinçli olarak vazgeçilen istek arasında fark vardır. İşte burası insanın yanılabileceği hassas bir noktadır; bu yüzden çok dikkatli olmak gerekir. Bu arzudan istediğin zaman kendi gücünle vazgeçemezsin. Çünkü bu durum, sabahın doğması gibi, daha yüksek bir aydınlanmanın gerçekleşmesine bağlıdır. O aydınlanma olmadan bu istek tamamen ortadan kalkmaz. Tamamen yok olması ise aklın ötesindeki o aydınlığın gerçekleşmesine bağlıdır.’’
*
Lügat:
Mîzân: Ölçü aleti, tartı.
Galiben: Çoğunlukla, genellikle.
Sâlim: Sağlam, hatadan uzak.
Adl üzere kâim: Adaletli bir şekilde varlığını sürdüren.
Sâdır olmak: Ortaya çıkmak.
Âhiret ahvâli: Ahiret hayatına dair durumlar.
Nübüvvet makamı: Peygamberlik mertebesi.
Bârî Teâlâ: Yüce Allah.
Ezelî sıfatlar: Allah’ın başlangıcı olmayan sıfatları (ilim, kudret gibi).
Künh: Bir şeyin en iç yüzü, hakikatin özü.
İhâta: Kuşatma, tamamen kavrama.
Tamah: Aşırı istek, ısrarla isteme.
Zâil olmak: Ortadan kalkmak.
Zuhûr etmek: Ortaya çıkmak.
İşrâk: Aydınlanma, ışığın doğması.
Zarûreten: Mecburen, zorunlu olarak.
İhtiyârî: Kendi isteğiyle yapılan.
Basîret: İç görüş, derin anlayış.
Tulû: Doğuş (özellikle güneşin veya fecrin doğması).
Tecellî: Ortaya çıkma, görünür hâle gelme.
Mütevakkıf: Bağlı olan, gerçekleşmesi başka bir şeye bağlı olan.
*
Kaynak:
Eser: Zübdetü’l-Hakâik Şekva’l-Garîb / Hakikatlerin Özü Garibin Şikâyeti
Müellifi: Aynülkudât El-Hemedânî
Konu: Akıl, Bilgi, İman, İrfan