Söz&Kalem Dergisi | Süleyman Esmer
“Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar”. (Ali İmran 103)
Hz. Peygamber, "Ey Ali! Senin sayende bir tek kişinin hidayet bulması, sana kırmızı develer verilmesinden daha hayırlıdır" buyurdu.
Hidayet; Hadi olan yüce Allah’ın kullarını sapıklıktan kurtarıp eşrefi mahlukat yapmasıdır. Hidayet, bizi cahiliye karanlığından kurtaran, kötülüklere karşı sabretmemizi sağlayan gücümüzdür. Rabbimizi bilmek bilginin en mükemmelidir, yaratılış gayemizin farkında olmak farkındalığın en güzelidir. Allah’a kul olmak en mükemmel iyiliktir. En çok şükür gerektiren nimetlerin başında gelir hidayet.
İman nuru kalbimize yerleşmezse, maalesef hayvandan daha aşağı seviyede, esfeli safilin olmaktan bizi kurtaracak neyimiz olabilirdi ki? Düşünelim; Bir hayvana, taştan yapılan heykele, bir bireye veya daha nice akla hayale sığmayan tanrılara kul olanları. Bunlardan olmadığımız için ne kadar da şükretmeliyiz. Cehalet ve ateş çukurunda olmak, heva ve hevesimize göre yaşamak, nefsimizin arzu ve isteklerine köle olmak değil midir? Sosyal hayatta veya medyada karşılaştığımız iğrençliklerden bizi muhafaza eden Rabbimizin bize nasip ettiği hidayet servetidir. İnsanlık tarihi bu servete sahip olan örneklerle doludur.
Peygamberler tarihi, hidayet rehberliği ve öyküleri ile dolup taşmaktadır. Hz. İbrahim bu rehberliğin en mükemmel örneklerindendir. Put yapan Azer’in evladı olup aya güneşe ve daha nice ilahlara tapan bir toplumda yetişen Halilullah, Rabbini bulup halkını hidayete davet etmiştir. Firavunun sarayında yetişen Hz. Musa, İsrailoğullarını Hak dine davet eden Kelimullah olmuştur. Günah ve azgınlıklarla debelenen Ninova halkı Hz. Yunus’un tövbesi ve de gayreti ile Hak yola kavuşmuştur.
Siyer-i Nebi’de günahların çepeçevre kuşattığı Mekke halkının ve çağdaşlarının İslam ile şeref bulma serüvenlerini bize öğretir. Gıfar kabilesinden bir gencin dağ taş aşıp aşk ile pervane olmasını, çocuğunu toprağa gömen bir zihniyetin adalet ile buluşma hikayesini, zengin ve günahkar bir ailenin çocuğunun hidayet öğretmenine dönüşmesini, bir kölenin efendisinden daha hür olabileceğini öğreniriz.
Nasibinde hidayet olan insan, cehaletin evladı da olsa şehadet ile ahiri ecele kavuşabilir. Üzerine ayet inen bir müşrikin çocuğu dahi olsa, fetihler komutanı olma şerefine nail olabilir. Büyük şeytan ABD topraklarında ırk mücadelesi verip de nihai ömründe İslam dini için kanını veren bir şehid de olunabilir. İslam’a ve Hz. Peygamber’e karşı verdiği mücadele uğruna makale kaleme alarak yola koyulan Lings’in siyer ödülü getirecek bir eser ortaya koyması da bir hidayet hikayesidir. Ve dahi, arkadaşının elindeki Kur’an’ı okumasına engel olmak için çalan kişinin Onu okuyunca hidayet bulması…
Peki biz kimlerin hidayetine vesile olabildik? Bu uğurda ne bedeller ödedik? Gayretimiz yeterli oldu mu? Savaşmaya gittiği halkı hidayete davet eden bir Peygamberin (sav) ümmeti isek bunun hakkını vermeliyiz. Arkadaşımızı sevdiğimizi iddia edip de onu günahlardan uzaklaştırmıyorsak, ona namazı hatırlatmıyor isek iddiamızda samimi olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Evlatlarımıza, kardeşlerimize, akrabalarımıza ve tüm sevdiklerimize İslam’ın emir ve yasaklarını öğretmek vazifemizi unutmamalıyız.