Söz&Kalem Dergisi | Abdülhamit Balcı
Birçok kişi unutmanın bir nimet olduğunu söylese de bu durum her zaman için doğru değildir. Bazen unutmak şifa olsa da hatırlamak aslında büyük bir nimettir. Bu yüzdendir ki, Kur’an-ı Mübin, “Sakın Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” diye emreder. “Unutmak ve unutturulmak” burada adeta bir ceza gibi ifade edilmiştir. Bu yüzden Müslüman, bir yönüyle hatırlayandır. Unutan insan her şeyden önce kendine yabancılaşır, toplumuna, değerlerine, geçmişine yabancılaşır.
Bundan ötürü unutmamak lazım. Kültürümüzü, değerlerimizi, kimliğimizi ve bir yönüyle bunların toplamı olan tarihimizi unutmamalıyız. Tarihimizdeki muzafferiyetleri hatırlamamız gerektiği gibi, tarihimizdeki acıları da unutmamak gerek. Tıpkı Aliya İzzetbegoviç’in Srebrenitsa Soykırımı için, “Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın.” dediği gibi. Çünkü Müslüman coğrafyanın tarih boyunca yaşadığı soykırım ve acıları unutmamak, bizlere bir bilinç kazandıracaktır. Bu yönüyle unutmamak insana direnme şuuru verir, Nuri Pakdil’in de ifadesiyle “muhtaç olduğumuz esaslı bir öfkeyi” bize kazandıracaktır.
Bu soylu öfkeden korkanlar, her zaman Müslümanların geçmişlerini, kendilerine unutturmaya çalışmışlardır. Her gün bin bir illüzyon ile karşı karşıya bırakılarak, zihinlerimiz iğdiş edilmeye çalışılıyor. Bugün dünya müstekbirleri, İslam coğrafyasında nice kıyımlar gerçekleştirirken, bazen sihirli bir ekran ile bazen stadyumlar ile bazen de sahnelerden fısıldayarak dikkatleri dağıtıyor, zulümlerini unutturuyorlar. Bugün stadyum ve konserlerden yükselen seslerin, Gazze’deki çığlıkları bastırdığı gibi.
Sadece Gazze mi peki. Bir de zamanın bize unutturmaması gereken yakın tarihin kara lekelerinden biri de Suriye’dir. Belki bu satırları okuyan kimi genç kardeşler ilk defa duyacak, Hama Katliamını. Bu yüzden unutmamak, unutturmamak gerek, gelecek nesillere anlatmak gerek. Suriye yıllarca Sosyalist Baas rejiminin, adı zulüm ve işkenceler ile müsemma olmuş Hafız Esad rejiminin baskıları altında zulme uğradı. Hama, Suriye’nin orta kesimlerinde yer alan ve İslami yaşantının güçlü olduğu bir kenttir. Özellikle Suriye İhvanı da denilen Müslüman Kardeşler Hareketi’nin bölgedeki İslami hizmet ve çalışmaları, kentteki İslami hayatı daha canlı kılmıştı.
Fakat 1963’te darbe ile Suriye yönetimini ele geçiren Hafız Esad öncülüğündeki Sosyalist Baas Rejimi İslami değerlerle kavgalı bir dünya görüşüne dayanıyordu. İslam’ın ilim merkezlerinden biri olan Suriye gibi bir Müslüman coğrafyada, tüm Müslüman coğrafyalarda olduğu gibi İslam’a düşman zihniyetlerin tutunması ve âbâd olmaları mümkün değildi. Baas Rejiminin Müslümanların değerlerine aykırı uygulamaları ve buna karşı çıkan, sesini yükselten Müslümanlara karşı acımasız bir şekilde karşılık vermesi toplumda bir öfke biriktirmişti. Bu durum, Suriye toplumu ve özellikle Hama’lılar ile rejim arasındaki bağları koparmıştı. Artan baskılar ve Müslümanlara yönelik ciddi zulümler, Müslüman Kardeşler Teşkilatı öncülüğünde bir kıyamı zorunlu kılmıştı.
Zalim Hafız Esad ise darbe ile elde ettiği koltuğunu ve aile saltanatını korumak adına, dünya müstekbirlerini yani batılı efendilerini memnun etmek adına kanlı bir katliama girişti. 2 Şubat 1982’de özelde Hama olmak üzere, Humus ve diğer birçok kent devasa askeri operasyonlara maruz kaldılar. Sadece Hama’da 40 binden fazla Müslüman katledildi. Şehrin yüksek yerlerine yerleştirilen toplar ile şehri top atışlarına tutarken, havadan uçaklar ile şehir bombalandı. Rejim adeta kendi halkını cezalandırıyor, katliamdan geçiriyordu. 800 bin kişi hicret etmek zorunda kalırken, binlercesi tutuklandı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı.
İşte burada, en başta dediğimiz gibi unutmamak gerek. Zira Hafız Esad’ın oğlu, Beşşar Esad’ın 2011’de bir grup öğrencinin attığı bir slogan üzerinden başlattığı mezalim ile Hama Katliamı ve katliama giden süreçten pek farklı değildi. İşte bu yüzden İzzetbegoviç’in dediği gibi unutulan soykırımlar, zulümler tekrarlanıyor. Bugün Sednaya Hapishanesi’nde yaşanan akıl almaz işkencelerin menşei, Hama Katliamında tutuklanan ve akıbetleri bir daha öğrenilemeyen Müslümanlara yapılan işkencelerdir.
Yakın tarihimizde unutulmaması gereken bir zulüm, katliam ise komşumuz Irak’ta Saddam Hüseyin’in eliyle gerçekleşti. Bu sefer yer, Halepçe… Niye Halepçe peki? Halepçe bölgede İslami kimliği ile bilinen ve Baasçı Sosyalist Saddam’a muhalif bir kentti. Şehrin hem İslami kimliği hem de etnik kimliği Saddam için soykırım yamaya yeterli bir sebepti. Saddam zulmün boyutunu, Batılı efendilerinin eliyle Enfal Operasyonları kapsamında kimyasal silah kullanmaya kadar götürmüştür. Binlerce insan elma kokulu bir kimyasal silah ile katledildi. On binlercesi yaralandı, binlercesi sakat kaldı. Sokaklar her yaştan insan cesetleri ile dolmuştu.
Peki, İslam coğrafyalarındaki tüm bu zulümler, katliamlar neden? Müslüman coğrafyaların payına her zaman kan, zulüm ve katliamlar mı düşecek? Şehirleri virane edilen, nesillerine kıyılan hep Müslümanlar mı olacak? Bu ve buna benzer bütün soruların ve sorunların cevabı ve çözümü, yaşanan zulümleri unutmamaktan geçer. Çünkü biz çok çabuk unutabiliyoruz. Yaşanan zulümleri unuttuğumuzda, bu zulümlerin planlayıcısı, fonlayıcısı konumunda olan Batı dünyasının barbarlığını da unutuyoruz. Hâlbuki Efendimiz (s.a.v) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz” diye buyurmaktadır.
Yazımıza Kur’an-ı Mübin’in bir tavsiyesi ve ilahi bir emir ile noktalıyoruz, “Unuttuğun zaman Rabbini an…”