Söz&Kalem Dergisi - Şehide Zehra Biçer
Vakit yine hüzün Efendim, asır yorgun, biz ise daha yorgun..
Sanki her şey eksik, sanki her şey senin yokluğuna vurgun.
Hira’nın sessizliğini özledi bu gürültülü dünya,
Ebu Bekir’in o sarsılmaz, o sadık dostluğunu özledi...
Sırtımızı yaslayacak bir ‘Sıddık’ arıyoruz şu vefasız yollarda,
Senin bir tebessümün için, bin ömrü feda edecek canlar arıyoruz.
Mekke’nin tozlu sokaklarında yankılanan o “Emin” sesin,
Şimdi bir rüzgar olup esse, içimizdeki şu ateşi dindirsin.
Ömer’in adaletini bekliyor yollar, haksızlığın diz boyu olduğu yerde,
O heybetli hattab oğlu, senin bir tek işaretinle boyun eğerdi ya...
İşte öyle bir teslimiyetle, kapının eşiğinde bekliyoruz,
Çünkü biz, adaleti de merhameti de sadece senin dizinin dibinde gördük.
Sen yoksan,
İlim yetim kalıyor Efendim, tıpkı Ali’nin boynu bükük kalışı gibi.
Zülfikar kınında ağlıyor, “Ya Ali” diyen o mübarek sesini özlüyor.
Ali ki; senin ilim şehrinin kapısıydı, cesaretin sönmeyen meşalesi,
Biz o kapıdan girmeyi, o nurla yıkanmayı unuttuk bu karanlıkta.
Şimdi her yanımız cehalet, her yanımız karanlık bir kuyu,
Bize Yusuf’un sabrını, senin ise o eşsiz yolunu lütfeyle...
Fatih Sultan Mehmed’in uykusuz gecelerindeki o sancısın sen,
İstanbul’un burçlarına dikilen o sancağın asıl manasısın.
“İstemem” derken cihanın saltanatını, aslında seni istiyordu o koca sultan,
Çünkü biliyordu ki; senin olmadığın her fetih, aslında bir mağlubiyettir.
Biz de bugün, elimizdeki tüm fani oyuncakları bıraktık da geldik,
Senin bir tek ‘ümmetim’ deyişine, bütün dünyayı değiştik.
Bir gül bıraktık Medine’nin o nurlu yeşil kubbesine,
Kokusu gelir mi bilmem, bu günahkar ve mahcup nefese.
Ama biliyoruz ki; sen bizi bizden daha iyi tanırsın,
Kırık kalplerin içinde, sessizce ağlayanların yanındasın.
Bizi mahşerin o kavuran sıcağında, sancağının gölgesizliğinde bırakma,
Ey yetimlerin sığınağı, ey gariplerin en büyük tesellisi...
Sesimiz kısık, boynumuz bükük ama sevdamız taptaze,
Ebu Zer’in yalnızlığında, Bilalin o yanık ezanında arıyoruz seni.
Sana ulaşmayan her yol uçurumdur, sana çıkmayan her kapı kapalı,
Biz o kapının mültecileriyiz Efendim, içeriye bir tek “Aşk” ile alınırız.
Lütfet ki; o gül kokun sinsin yeniden bu çorak gönüllere,
Lütfet ki; yeniden seninle nefes alsın bu yorgun küre...