Söz&Kalem Dergisi - Ahmet Karaduman
Namaz dinin direğidir; sabah namazı ise müminin duruşunu, istikametini ve sadakatini gösteren en büyük pusulalardan biridir. Çünkü sabah vakti, insanın nefsine en ağır gelen andır. Uykunun huzur veren sıcaklığı içindeyken, Rabbin daveti kulun kalbinde yankılanır. İşte o an, mümin ile münafık arasındaki fark belirir; biri ağır uykuyu yarıp Allah’a koşar, diğeri ise gafletin koynunda kalır.
Kur’ân-ı Kerîm’de üzerine en çok yemin edilen şeylerden biri zamandır. Çünkü vakit, insanın gerçek sermayesidir. İnsanın “ömür” diye adlandırdığı şey, özünde vakit dediğimiz o ince ve kıymetli dokudur. Mümin, bu ilahî emaneti boşa tüketmek için değil; düzenli, bereketli ve ibadetle anlam kazanmış bir hayat kurmak için kullanır.
Allah Teâlâ kulunun gününü ve yılını ibadetlerle çerçevelemiştir. Beş vakit namazla günü, oruç ibadeti ile ayları ve hac vazifesi ile de yılları işaretlemiştir. Her ibadetin bir vakte bağlı olması, İlahî bir düzenin göstergesidir. Adeta Rabbimiz şöyle buyurur: “Müminin günü boşa değildir; onun programı semadan belirlenmiştir.”
Bu vakitler içinde sabah namazının ayrı bir yeri vardır. Çünkü Allah’ın en sevdiği ibadetler arasında sabah namazı öne çıkar. Her şeyin içinde daha sevimli olan bir şey bulunduğu gibi, vakit namazlarının içinde de en özel ve en ince imtihanı barındıran sabah vaktidir.
Bu namaz, müminin içindeki rehavete karşı başlattığı sessiz bir direniştir. Bir yandan nefse karşı mücadeledir, öte yandan Allah’a yönelen temiz bir kalbin şahididir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Münafıklara en ağır gelen namazlar, yatsı ile sabah namazıdır.” (Buhârî-Müslim)
Sabah namazı sadece bir ibadet değil; müminin diriliş nidâsıdır. Karanlığın bağrında doğan fecrin ışığı, kulun iç dünyasında da bir uyanışı temsil eder. Güne Allah’ın adıyla başlayan kimse, o günün tamamına bereketle başlar. Çünkü seher vaktinin duası daha temiz, zikri daha berrak, teslimiyeti daha sarsılmazdır.
Allah Teâlâ, İsra Suresi'nde sabah vaktinde okunan Kur’an’ı “meşhûd” yani gece ve gündüz meleklerinin birlikte şahit olduğu bir vakit olarak nitelendirir. (İsrâ 78)
Aynı şekilde Duha Suresi’nde, Peygamberine sahip çıktığını bildiren sureyi “Kuşluk vaktine andolsun” diyerek başlatır. (Duha 1)
Bütün bunlar gösteriyor ki sabah namazı, müminin programlı yaşadığının, iradesinin güçlü ve kulluğunda sadakat sahibi olduğunun alametidir. Dirilişin ve direnişin namazıdır. Güne ilk adımı Allah ile atan kimse, o günün karanlığından da imtihanlarından da korkmaz. Çünkü sabah namazı, müminin kalbine istikamet kazandırır; ruhunu diri, yolunu aydınlık kılar. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Sabah namazını kılan, Allah’ın himayesi altındadır.” (Müslim)
Son olarak sabah namazı, tüm peygamberlerin ve salihlerin yoludur. Modern dönemin İslâm önderlerine baktığınızda da bunu görürsünüz: Hasan el-Bennâ, Seyyid Kutub, Şeyh Ahmed Yasin ve onun nadide talebeleri olan Kassâm mücahitleri… Hepsinin günü sabah namazıyla başlar; sadece evde değil, camide… İşte bu yüzden imkânsızı başarmışlardır.
Sözün özü, sabah namazı ve kuşluk vakti, Allah erlerinin vaktidir.