Ali Tarhan - Söz&Kalem Dergisi
Modernizmin gölgesinde şekillenen bu asırda, yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; fert ve toplumun “rol-model” kavramının da yeniden tanımladığı malumdur. Özellikle genç kuşaklar üzerinde derin etkiler üreten bu dönüşüm; kimlik inşasından değer tercihlerine kadar geniş bir alanda belirleyici olmaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca sosyolojik değil; aynı zamanda ahlaki ve itikadi bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. İslam düşüncesinde rol-model kavramı, modern anlamdaki popüler figürlerden oldukça farklıdır. Müslüman için en temel örnek şahsiyet; Fahr-i Kâinat Hazreti Muhammed’dir. Kur’ân-ı Kerîm’de “üsve-i hasene” olarak tanımlanan bu model, yalnızca görünür başarıya değil; ahlak, sabır, hikmet ve kulluk bilincine dayanır.
Günümüzde ise yapılan çalışmalar gösteriyor ki gençlerin önemli bir kısmı rol-model olarak sosyal medya figürlerini benimsiyor. Yapılan bir araştırmada; 16–24 yaş arası gençlerin yüzde 70’inden fazlasının “ilham aldığı kişi” olarak bir dijital içerik üreticisini gösterdiği kaydedilmiş. Gençlerin yüzde 58’inin başarıyı “tanınmak ve görünür olmak” ile eşdeğer gördüğü aynı çalışmada kaydedilmiş. Oysa İslam’ın insana sunduğu değer anlayışı bunun tam tersidir.
İslam’da insanın değeri, ne kadar tanındığıyla değil, ne kadar samimi olduğu ile ölçülür. Ülkemizde ise yayınlanan raporlara göre; sosyal medya kullanım oranı yüzde 80’in üzerinde ve gençlerin günde ortalama 3 saate yakın zamanlarını bu platformlarda geçirdiği görülmüştür. Bu tablo, “kimin örnek alındığı” sorusunun artık hayati bir mesele olduğunu göstermektedir. Çünkü insan, örnek aldığı kişiye benzemeye başlar.
Bugün ekranlarda birçok rol-model sunuluyor fakat her görünen örnek alınmaya layık değildir. Gerçek rol-model, insanı hakikate, ahlaka ve faydaya yaklaştıran kişidir. Çünkü insan, örnek aldığı kişilerin düşüncesini, yaşam tarzını ve değerlerini zamanla kendi hayatına taşır. Bu sebeple rol-model seçimi yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda kişinin karakterini ve geleceğini belirleyen önemli bir etkendir.
Dijital çağda değer, görünürlük üzerinden ölçülmektedir. Instagram ve TikTok gibi platformlar, bireyin kendisini sürekli sergilemesini teşvik eder. Bu durum, İslam’ın merkezine koyduğu “niyet” kavramı ile ciddi bir gerilim üretir. Zira İslam’da bir amelin değeri, büyük ölçüde niyetiyle ölçülür. Ancak dijital dünyada ise içeriklerin büyük kısmı beğeni ve takip kazanma amacıyla üretilmektedir. Bu durum, ihlas (samimiyet) kavramını zedeleyen bir zemine işaret eder. Amellerin gösterişe (riya) kayma riski, dijital çağda daha görünür hale gelmiştir. Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın ortaya koyduğu “simülasyon” kavramı, dijital dünyanın hakikatle kurduğu problemli ilişkiyi anlamak açısından önemlidir.
Sosyal medyada sunulan hayatlar çoğu zaman seçilmiş, filtrelenmiş ve kurgulanmış temsillerdir. Bugün sosyal medya kullanıcılarının yüzde 90’ı en az bir “influencer” takip etmektedir. Paylaşılan içeriklerin büyük bölümü gerçekliğin tamamını değil, yalnızca “parlatılmış bir kesitini” yansıtmaktadır. Öte yandan dijital platformlar yalnızca içerik sunmaz; aynı zamanda tercihleri yönlendirir. Meta Platforms ve ByteDance gibi şirketlerin geliştirdiği algoritmalar, hangi içeriklerin önümüze düşeceğini belirler. Kullanıcıların büyük çoğunluğu, izlediği içeriklerin algoritma tarafından seçildiğinin farkında bile değil maalesef.
Viral olan içeriklerin %80’i algoritmik destekle yayılmaktadır. Okuduğum bir çalışmada; ortalama bir kullanıcının, karşısına çıkan içeriklerin yalnızca yüzde 10’unu bilinçli olarak seçtiği ile ilgili ilginç bir veriye yer verilmişti. Aslında bu durum, İslam’ın önem verdiği “irade” ve “sorumluluk” kavramları açısından dikkat çekicidir. Zira insan, seçtiklerinden sorumludur. Ancak seçimi, kendisi manipüle ediliyorsa, burada ciddi bir bilinç ihtiyacı ortaya çıkar. Veriler karamsar görünse de çözüm imkânsız değildir. Aksine, bilinçli bir duruşla dijital dünya olumlu bir imkâna dönüşebilir. İslami bir perspektiften bakıldığında bazı temel ilkeler öne çıkmaktadır:
- Rol-model seçimini bilinçli yapmak
- Sosyal medyadaki verileri sorgulamak
- Dijital ortamdaki niyeti sürekli gözden geçirmek
- Dijital tüketimi sınırlamak
- Hakikat merkezli bir bakış geliştirmek
Son olarak bilinmelidir ki, dijital dünya; insanı yöneten bir güç haline geldiğinde kimlikler günden güne zayıflamakta, değerler aşınmakta ve insan giderek kendisine yabancılaşır hale gelmektedir. Dijitalizm, rol-model kavramını kökten dönüştürmüş; insanları görünürlük merkezli bir başarı anlayışına yönlendirmiş olabilir. Lakin bilinçli bir Müslüman için ölçü aynıdır. İslam’ın sınırları aynıdır.
Mevlana’nın “pergel” anlayışını aklımıza getirelim. Ölçüler, sınırlar sabit ise gerisi oturuyor zaten. Ölçü; popülerlik değil istikamet, görünürlük değil ihlas, takip edilmek değil, doğru yolda olmaktır. Hakikat, her çağda olduğu gibi bugün de gürültünün değil; sükûnetin içinde saklıdır. Onu bulacak olanlar, kalabalıkları değil; doğru yolu takip edenlerdir. Çünkü insanı kurtaran şey, çağın gürültüsüne karışmak değil; o gürültü içinde hakikatin sesini kaybetmemektir. Selam olsun her daim doğru yolu takip etme gayretinde olanlara...