Sena Elçi - Söz&Kalem Dergisi
Yazar Hakkında
Yazar, 1965’ de Bursa’nın İnegöl ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İnegöl’de tamamladı. Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okuluna kayıt yaptıran yazar, 1987 yılında Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Başta TRT olmak üzere bazı yapımlarda çeşitli görevler aldı. Senaryo ve metin yazarlığı yaptı. Öykücü kimliği ile ön plana çıkan Gökhan Özcan, deneme türünde ve çocuk edebiyatı alanında da eserler yazmıştır. Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olup ‘’Hiçbişey’’ adlı kitabı ile 1991 yılı Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü'nü kazandı. Kendine has tarzıyla birçok eser kaleme alan yazar, halen gazete yazılarına devam etmektedir.
Kitap Hakkında
Kitabın sayfalarını çevirdiğimizde, birbirinden güzel olan içerikler kısmı ile karşılıyoruz. Her meseleyi ayrı bir başlık üzerinden anlatan yazar, anlamlı başlıklarla bizleri meraka sürüklüyor. Bazen ayet ve hadislerle bazen de farklı yazarların cümlelerine yer vererek olayları daha güzel anlamamıza yardımcı oluyor. Hayatımızın içindeki olayları kendi bakış açısıyla yorumlayan yazar, bizleri çalkantılı denizin ortasında bir geminin içinde tek başına dalgalarla boğuşan biri olarak görüyor. Tıpkı imtihan dünyasında tek başına verdiğimiz mücadele gibi. Daha doğrusu kitap tek olmadığımızı ve bu zorlu gemi yolculuğunun bir amacı olduğunu bizlere anlatıyor. Son olarak Yazar, "Hamd ü Sena" başlığıyla sunduğu son bölümle hem ömrün hem de eserin bereketini güzel bir şükürle tamamlıyor.
Özet
‘’Mânâ, sonsuz bir deniz...
İnsan, denizi yutan balık...’’
İnsan için her şey bir yerde başlar. Doğarız, görür, bilir ve tanırız. Yürür, konuşur, koşar ve oynarız. Büyüdükçe her şeyin sandığımızdan daha başka olduğunu anlamaya başlarız. Dünyada sadece biz olmadığımızı, bunun dışında da bir şeylerin olduğunu görmeye başlarız. Gece ve gündüzü, akıp giden zamanı görürüz. Bunların ötesinde aklımıza sığmayan ve sığmayacak olan nice başka şeyler vardır. Gözümüzün gördüğü alemin içinde başka alemler, ötesinde uçsuz bucaksız nice alemler vardır. İşte bu çalkantılı hayatın manasını görmeye başlarız. Şairin de dediği gibi: ‘’En uzun yoldur insanın içi… İnsan hem yolcudur o meşakkatli yolda hem de yolun kendisi…’’
Hepimiz çalkantılı bir denizin ortasında dalgalarla boğuşan şu köhne geminin içindeyiz. Ne deniz güvenilecek gibi ne de gemi sığınılacak gibi değil. Durmadan, dinlenmeden o yolu tamamlamalıyız. Yazarın da dediği gibi.’’ İnsanın içinde bir imtihan ve dışında bir imtihan vardır. Bizim imtihanımızın molası teneffüsü yoktur. Tatili, dinlenmesi yoktur.’’. Hayat dediğimiz şey aslında hep bir imtihan ile mücadele etme serüvenidir. Bu sallantılı geminin içinde ne düşünüyorsak, tekinsiz bir yolculuğun yolcuları olduğumuzu bilerek düşünmeliyiz. Ayakta kalmak, sağlam durmak ve asla umutsuzluğa kapılmamak zorundayız.
Bu yolculuğun önemli olan bir diğer noktasına gelecek olursak; empati eksikliği ve 'ben'lik konusu bizim en büyük noksanımızdır. Hayatımızda her zaman en tehlikeli eksiklikler olarak görmemiz gereken konular bunlardır. Çünkü hem empati yoksunluğunun hem de aşırı benlik duygusunun sonu bizi kibre, hatta Allah muhafaza şirke kadar götürebilir.
‘’Hiç kimsenin kendisini anlamadığını düşünen insanlar hiç kimseyi anlamak için bir çaba göstermiyor. Hiç kimsenin kendisine iyi davranmadığına inanan insanlar hiç kimseye iyi davranmıyor.’’
Başkaları böyle, peki biz daha mı farklıyız? Farklıyız diyorsak o zaman yukarıdaki cümleler tam olarak bizim için. Burada kendimizi durdurup tefekkür etmek yerinde olacaktır. Hayattan, elde edilmesi imkânsız büyüklükte ve çoklukta şeyler bekliyor; olmayınca bunun acısını başkalarından çıkarmaya çalışıyoruz. Birbirimize karşı kıyıcıyız, hiç olmadığımız kadar yıkıcıyız, günden güne incelikten, zarafetten, nezaketten uzaklaşıp katılaşıyoruz. Katılıklarla ilerleyen böyle bir dünya herkes için cehennem! Çünkü hiç kimse sertliğinden vazgeçerek bir başkasının cenneti olmaya çalışmıyor.
Aslında bu yolculuğu zorlaştıran bizleriz. Başkalarının gemisine, başkalarının vardığı konuma odaklanmaktan kendi yolculuğumuzu ilerletemiyoruz. Daha kötüsü bu yolculukta sadece kendimize değil diğer insanlara da zarar veriyoruz. Bizim yapmamız gereken elbette ki sadece kendimize odaklanmak değildir. Yeri geldiğinde başkalarına da yardım etmeli birilerini de gemiye almalıyız. Bunu yaparken kimseyi kırmadan ve zarar vermeden yaparsak, o yolculuğun anlamı daha da güzelleşecektir. Nitekim bir eser de; ‘’Omuz omuza verince yol mu dayanır ey dost...?’’ diyordu. Eğer bu zor yolda yeri geldiğinde destek olur yeri geldiğinde destek alırsak, yolun zorluğu o vakit kolaylaşacaktır.
Ve unutulmaması gereken önemli hakikat ise en büyük destekçimizin ve yardımcımızın Rabbimiz olduğudur. Aslında dünya, her an bir sınanma yeridir ve bu süreçte çevremizde destekçilerimiz olsa da insanın sığınacağı yegâne ve en büyük dayanağı Allah Teala’dır. Bu devir, insanın kendi hakikatini akıntıya kapılmadan koruma mücadelesi verdiği çetin bir er meydanıdır. Herkesin yeni baştan kendini keşfe çıkması; aklını, vicdanını ve idrakini ilahi bir emanet gibi yeniden bulması gerekir. Çünkü insan, kendini bulduğunda aslında sığınağını ve en büyük destekçisi olan Allah Teala’yı da bulmuş olur. Bu imtihan dünyasının en büyük amacı ise insanın geçici heveslerin karanlık denizinde boğulmak yerine, kendi özündeki cevheri işleyerek Yaratıcısına layık bir kul ve "insan" olma makamına erişmesidir. Eğer biz kendi iç dünyamızın izini sürmezsek, hayatın akıntısı bizi ruhsuz bir boşluğa sürükleyecektir.
Yolculuğumuz ister uzun ister kısa olsun, asıl mesele pes etmeden, yolun anlamını ve nelerin kıymetli olduğunun bilincini kuşanarak ilerlemektir. Karşımıza çıkan her türlü zorluğa rağmen, yolun sonuna en güzel şekilde varabilmek için var gücümüzle gayret göstermeliyiz. Ancak bu çaba, sadece bir inat değil, her şeyin bir anlam dairesinde gerçekleştiğine duyulan derin bir inanç olmalıdır. Zira yazarın da ifade ettiği gibi: "Her şeyin bir mânâsı var elbet, her şey bir parçasıyla gayrete tâbi... Ama o gayret bile diğerleriyle birlikte nasibe tâbi..." Bu bilinçle, üzerimize düşen gayreti gösterip gerisini en büyük destekçimiz olan Allah’ın takdirine bırakmak, bu dünya imtihanının en asil duruşudur.