Süleyman Esmer - Söz&Kalem Dergisi
‘’…Gerçek Müminlerin Allah’a olan sevgileri ise, her şeyden daha sağlam ve daha kuvvetlidir. Keşke o zulmedenler, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, şimdiden bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın, azabı gerçekten çok şiddetli bir zat olduğunu anlasalardı!’’[1]
“İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”[2]
Mevsimlerin en sert yaşandığı, ekinlerin ve nesillerin fesada uğradığı, zulümlerin katmerleştiği bir çağ, 21.asır. Duyarlı kitlelerin vurdumduymaz olduğu, tepkisiz vicdan sahiplerinin çoğaldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Zalim mi, mazlum mu? Yoksa bunca zulüm ve katliamı görüp de sessiz kalanlardan mıyız? Müslümanlar olarak toplumu değiştirecek bizler, ne oldu da “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” demeye başladık? Mazlumun tarafında olmaktan korkar hale geldik. Hz. Ali’ye (ra) atfedilen “zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır” sözü ne müthiş sırları izhar ediyor.
Sosyal hayat her daim maddi ve manevi bir etkileşimin olacağı yaşamı ifade ediyor. Bu da demek oluyor ki, ölüm gelinceye kadar birbirimiz ile fikirsel, ahlaki, maddi olarak alışveriş içerisinde olacağız. Ya etkileyen olacağız veya etkilenen. Kainatın yaratılışını, sünnetullahı tefekkür ettiğimizde hayatın zıtlıklardan oluştuğunu görüyoruz. Kıyamete kadar da iyiler ile kötüler, zalimler ile mazlumlar sınıfının süregeldiğini idrak ediyoruz.
Hilfül Fudul’ü aklımıza getirirsek, Resulullah’ın (sav) bi’setten önce de zulme karşı mücadele ettiğini görüyoruz. Bizim için mükemmel örnek olan Siyer-i Nebi’den uzaklaşmamız, bizi pasifleştirdi. Resulullah’ın (sav) yetiştirdiği yıldızlar nesli, zulme dilsiz kalmazdı. Haksızlığa boyun eğmezdi, kötülüğe başkaldırırdı. Hali pür melalimizin sebebi konforumuzu ve kazanımlarımızı yitirme korkumuzdur. Müslüman ülkelerin yöneticilerinin emperyalist zulümlere karşı tepkisizliklerinin sebeplerinden biri de sahip olduklarını kaybetme korkusu değil midir? Ahmed bin Hanbel’in, mutezile görüşlü halifelerin zulmünden kurtulup taltiflere mazhar olduğunda oğluna “asıl imtihanımız yeni başlıyor.” dediği gibi bizler de rehavetten ötürü imtihanı kaybediyor görünüyoruz.
Emperyal siyonist zümrenin toplumları sindirme politikaları, böl-parçala-yut metodudur. Sömürmek istedikleri ülkelere tarih boyunca bu metodu uyguladılar. Halkı Müslüman olan ülkeleri bir düşünelim. Uzun yıllar boyunca aramıza öyle fitne tohumları ektiler ki, mezhepsel ayrılıkları din derecesinde fehmeder olduk. Kültürlerimizi, milliyetimizi, ekonomik durumumuzu, toplumsal statülerimizi önümüze aşılmaz setler yapmaya başladılar. Öyle ki bir gayrimüslimi kendimize Müslüman kardeşimizden daha evla görmeye başladık. Bizler bu parçalanmışlık içinde bocalarken; zenginliklerimizi sömürdüler, güçlerine güç kattılar ve zulümlerini katmerleştirdiler.
Her yeni güne bir ülkenin işgali ile veya bombalanma haberleri ile uyanıyoruz. Sözün başında değindiğimiz hadis, zulme karşı saf tutmamız gerektiğini bize öğretiyor. O zehirli yılana karşı saf bağlayıp taraf olmazsak biz de ezileceğiz. Ortada zulüm varken tarafsız olmak ne vicdana sığar ne töreye. Zalimin zulmüne engel olmak bu çağda cihadı ekber değil midir? Biz Müslüman gençler, gerek sosyal hayatta gerekse sosyal medyada dahi eleştirilmekten korkup da hakkı ve hakikati söylemekten çekinir hale geldik. Bugün vahşi abd ve kan emici siyonistlerin İran’da masum kızlarımızı bombalayıp katlediyor. Böyle bir meselede bile halen ihtilafların tartışılması kabul edilemezdir.
Zulüm baş göstermişken tarafsızlık erdem midir ki körü körüne buna sarılıyoruz? Sasani- Rum savaşında ashab tarafsız mı kalmıştı? Bilakis ehli kitap diye Rumların kazanması için niyaz eder halde idiler. Üstadın ifadesi ile Rabbimiz bir, Kitabımız bir, Resulümüz bir, dinimiz bir bunca bir varken biz bir olamayıp mazlum kardeşimizin yanında değilken küfür yüzlerce ayrılıklarına rağmen ittifak edebiliyor. Gelin biz de taraf olalım. Mazlumun yanında, zalimin karşısında olup Hak namına mücahede edelim. Kanımızın son damlasına kadar Hak ve Adalet için gayret gösterelim. Gücümüz yok demeyelim. Gerçek Müminlerin Allah’a olan sevgileri ise her şeyden daha sağlam ve daha kuvvetlidir. Biz Müminler gücünü Allah’a olan imanından ve sımsıkı saf bağlamamızdan alıyoruz. ‘’Ey müminler kardeş olun’’ hadisine mazhar olmak, Müslüman kardeşinin tarafında olmak demektir; tarafsız kalmak değildir.
‘’Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem,
Hele Hak namına haksızlığa ölsem tapamam…’’
Şair Akif Efendi ne de güzel tarafını seçmişti. Bize düşen hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeden, halkın övgüsünü de sövgüsünü de bir bilip Hakkın tarafında olmaktır. Hz. İbrahim kıssasındaki karınca gibi tarafımızı belli etmek boynumuzun borcudur.