Muhammed Cevher - Söz&Kalem Dergisi
Bismillahirrahmanirrahim
İnanç, yaratılıştan itibaren insan fıtratının tam merkezinde bulunan önemli bir olgudur. İnanç olmadan geçirilen bir ömür, çöplüğün ortasında açıp bir süre sonra solan bir gül gibi olmaktan fazlası değildir. Gül ne kadar güzel olsa da sadece var olması bulunduğu mekanın çöplük olduğunu değiştirmez. Fakat o güle inanç gibi bir besin, bir hayat suyu verilmesi, zamanla tohumlarının saçılıp orayı bir gül bahçesine çevirmesini sağlar.
Nasıl ki Hazreti Yusuf, inandığı dava uğruna mücadele ederek zindanı medreseye çevirdiyse, bugün bir Müslüman’ın yapması gereken de tam olarak budur; zaman ve şartlar nasıl olursa olsun Müslüman şahsiyetin görevi tebliğ ve uyarıdır. Malcolm X'in (Malik El Şahbaz) dediği gibi "Tüm uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter."
İslam dininin en büyük sembol ve şiarlarından biri olan kelime-i tevhit "lâ’’ ile başlar. Yani reddetme ile; sonrasında ise "ilahe illallah" Allah'tan başka ilah olmadığına diye devam eder. Bugün her Müslüman kendine davetçi gözü ile bakmalı ve ilk görevi reddetme olmalı; zalimin zulmünü reddetmeliyiz, kafirlerin dayatmalarını reddetmeliyiz, haksızlığı reddetmeliyiz, münkerâtı reddetmeliyiz ondan sonra Allah’a yönelmeliyiz.
Reddetmenin İzzeti ve İnşası
Zulmü reddetmek, yalnızca dille ifade edilen bir itiraz değil, kalbin ve eylemin birleştiği asil bir duruştur. İnsanlık tarihi, "Hayır!" demesini bilenlerin omuzlarında yükselmiştir. Putların karşısında İbrahim-i bir tavırla dikilmek, Firavun’un sarayında Musa gibi hakkı haykırmak ve modern çağın tiranlarına karşı Muhammedî bir duruş sergilemek, imanımızın bizden beklediği bu şiara karşı sadakattir. Zira zulme rıza göstermek, zulmün kendisine ortak olmaktır. Sessiz kalınan her adaletsizlik, zalimin kırbacını daha sert sallamasına neden olan ikrardır. Müslüman, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturunu şiar edinerek, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun feryadına ses, zalimin karşısına ise aşılmaz bir set olmalıdır.
Bu reddediş, bir yıkım değil, aslında muazzam bir inşadır. Batının ifsatlarını tasfiye etmeden hakkı ikame edemezsiniz. Kalpten sahte ilahları, makam hırslarını ve dünya sevgisinin zincirlerini söküp atmadan "İllallah" demenin tadına varamazsınız. Tevhidin ilk basamağı olan "Lâ", ruhun özgürlük beyannamesidir. Kendi nefsimizin esaretinden kurtulmadan, toplumsal köleliklere karşı bir duruş sergilememiz imkansızdır. Dolayısıyla, zulmü reddetmek önce kendi iç dünyamızdaki karanlıkları reddetmekle başlar.
İnancın verdiği o asil duruş, sadece bir direnç değil, aynı zamanda bir merhamet yürüyüşüdür. Bizler, sadece "karşı" olanlar değil; aynı zamanda "çağıran"larız. Hazreti Yusuf'un zindanı Medrese-i Yusufiyye’ye çevirmesi, çevresindeki olumsuzluklara rağmen içindeki nuru dışarıya yansıtmasına engel olmamıştır. Bugünün dünyası da modern bir zindandan başka bir şey değildir. Tüketim hırsı, materyalizm ve manevi boşluk insanlığı dört koldan kuşatmışken, Müslüman bir şahsiyetin köşesine çekilip sadece kendi kurtuluşunu düşünmesi kabul edilemez. Bizler, o "bir tek uyanık" olma sorumluluğunu taşımak zorundayız.
Toplumu ıslah etmek, önce fertten başlar. Eğer bizler hayatımızın her alanında ticaretimizde, aile hayatımızda, sosyal ilişkilerimizde İslam'ın izzetini temsil edebilirsek, o zaman "Lâ" diyerek reddettiğimiz her şeyin yerine neyi koyacağımızı dünyaya göstermiş oluruz. Nitekim sözün tesiri, yaşantının samimiyetinden gelir. Bir Müslümanın en güçlü tebliği, zulme boyun eğmeyen vakar dolu duruşudur. Bu duruş, modern dünyanın sunduğu geçici konforları elinin tersiyle itip, ebedi olanın peşinden gitme cesaretidir.
Zalime Karşı Dikilmek
Günümüzde zulüm sadece fiziksel işkencelerle değil, ekonomik ambargolarla, kültürel yozlaşmayla ve medya aracılığıyla zihinlerin işgal edilmesiyle de gerçekleşmektedir. Bugünün mücadelesi, ekranlardan enjekte edilen gayriinsani yaşam biçimlerine "Hayır" diyebilmekten geçer. Müslüman, çağın getirdiği bu modern putları tanımalı ve onlara karşı uyanık olmalıdır. Adaleti sadece kendisi için değil, tüm insanlık için istemeli; diline, dinine, ırkına bakmaksızın mazlumun yanında saf tutmalıdır.
Korku, müminin kalbine girmemesi gereken bir yabancıdır. Zira biz, güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğuna iman etmiş bir ümmetiz. Eğer bir Müslüman zalimden korkuyorsa, tevhidin "Lâ" kısmını tam olarak kavrayamamış demektir. Çünkü Allah'tan hakkıyla korkan bir kalp, başka hiçbir güçten çekinmez. Bu korkusuzluk, bir delilik değil, imanın verdiği bir emniyettir. İşte bu emniyet duygusu, insanı yeryüzünün halifesi kılar ve ona asil bir şahsiyet kazandırır.
Metnin başında ifade ettiğimiz gibi, dünya bir çöplük olabilir ancak biz o çöplüğün ortasında solup gitmeye mahkum değiliz. Elimizde Kur'an ve Sünnet gibi bir hayat suyu var. Eğer bizler kelime-i tevhidin ruhunu hayatımıza nakşedebilirsek, o çöplüğü yeniden gülistana çevirebiliriz. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Hakiki manada iman eden kainata meydan okur.”
Unutmamalıyız ki; tarih, güç sahiplerinin değil, inanç sahiplerinin zaferleriyle doludur. Nemrutlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller tarihin karanlık sayfalarında birer ibret vesikası olarak kalırken; İbrahimler, Musalar ve Muhammedler (s.a.v) insanlığın ufkunda birer güneş gibi parlamaya devam etmektedir. Ayette de belirtildiği gibi “Nice az topluluklar nice çok topluluklara galip gelmiştir.” Yeter ki az olan topluluk Allah’a inançta şüphe duymayanlardan olsun.
Bizim görevimiz, saflarımızı netleştirmek, keskinleştirmektir. Zulmü, haksızlığı ve fıtrata aykırı olan her türlü dayatmayı en gür sesimizle reddetmeli; ardından tüm varlığımızla Allah'ın ipine sarılmalıyız. Ancak o zaman gerçek özgürlüğe kavuşabiliriz. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, umudumuzu kaybetmeden tebliğ ve irşad vazifemizi sürdürmeliyiz. Gazze’de bir avuç mücahidin dünyanın en gelişmiş silah ve teknolojilerine sahip ordularını sadece iman ve irade ile rezil ve perişan ettiği, tüm uluslararası kamuoyunda inkar edilemez bir gerçektir. Şafak, karanlığın en koyu olduğu anda sökmeye başlar. Ve o büyük gün geldiğinde, uykudan uyananların yüzleri gülecektir. Kim şeytani güçleri inkâr edip Allah’a inanırsa, muhakkak kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa sarılmış olur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara 256.)
Selam işiten ve bilen Allah’ın kulpuna sarılmış hak ehlinin üzerine olsun. Vesselam...