Selman Akman - Söz&Kalem Dergisi
Tarih sahnesine bakıldığında, insanlık her zaman Hakk ile batılın mücadelesine tanıklık etmiştir. Bu sahne içerisinde kimi zaman batıl ehli, elinde bulundurduğu zalimane güç ile tarihin seyrine yön vermiş gibi gözükse de, sahnenin sonunda Hakk her daim batıla galebe çalmış ve hakikatin kendisi tarihi şekillendirmiştir. Bu Hakk ile batıl mücadelesinde insanın en büyük imtihanı ise hangi safta yer alacağını seçmek olmuştur.
Hakk veya hakikat dediğimiz olgu nedir peki? Birincisi, Hakk veya hakikat İslam dinidir. İkincisi ise dili, rengi, ırkı veya dini ne olursa olsun mazlum olandır. Bir Müslüman'ın vazifesi bu iki Hakk’ın da safında yer almaktır. Hakk’ın safında durmak açısından bir insanın vazifesi ise mazlum olana sahip çıkması, zalim olana karşı durmasıdır. Bu anlamda İslam dini, Hakk’ın safında yer almayı hem imani hem ahlaki hem de insani bir vazife olarak telakki eder.
Kur’ân-ı Kerîm Nisa Suresi 135. ayette insanın bu vazifesini yani Hakk’ın safında yer alma sorumluluğunu, müminlerin özelinde insanlığa şu şekilde hatırlatmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti (Hakk’ı) ayakta tutun, Allah için doğru şahitlik eden kimseler olun.” Anne-babamızın karşısında bile durmayı göze almak, işte Hakk’ın safında yer almak budur. Akrabalarımızın, ırkımızın veya dost bildiklerimizin aleyhinde olsa bile başka cephede yer almak, işte Hakk’ın safında yer almak budur.
Bu ayetin bir tezahürü olarak en güzel örnek tatbikî de her sahnesi derslerle dolu olan Bedir savaşıdır. Sayıca çok ve madden güçlü olan müşrik ordularına karşı, sayıca az olmalarına rağmen nice mümin yürek Hakk’ın safında yer almayı seçmiştir. Babalar oğulların, oğullar babaların, kardeşler abilerin, amcalar yeğenlerin karşısında birbirleriyle cenk etmiştir. Batılın safında yer alan baba Abdullah bin Cerrah’ın karşısında, Hakk’ın safında yer alan oğul Ebu Ubeyde bin Cerrah vardı. Hakk’ın safını seçen oğul rahmetle yad edilirken, batılın safını seçen baba unutuldu gitti.
Bir tarafta batılın safında yer alan oğul Abdurrahman ve diğer tarafta Hakk’ın safında yer alan babası Hz. Ebubekir, bir tarafta batıla nefer olan kardeş Ebu Aziz ve diğer tarafta Hakk’a sancaktarlık eden abi Hz. Musab. Hakk’ın safında yer almak ne baba dinler ne de kardeş, ne oğul dinler ne de amca… “Hakk’ın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez.” Üstün olan da, hatırı olan da Hakk’ın safında yer almaktır. Nice dünyevi hatırlar, Hakk’ın safında ve mazlumunda yanında yer almak için feda edilir.
Nedir Hakk’ın safında yer almak? Hakikati inkâr edip batılı onaylamak mı? Güç sahibi yöneticilere, despot iktidarlara boyun eğmek mi? Gördüğü haksızlıkları, duyduğu yanlışları görmezden gelmek mi? Gelin bu soruların cevaplarını Sümeyye ile Yasir’den, Hz. Ömer’den, Hz. Hüseyin’den ve günümüzde bizlere seslenen Gazze’den öğrenelim.
Sümeyye ve Yasir; birbirlerine dünyada eş, birbirlerine ahirette yaren… Mekke çöllerinin sıcağında, kazıklarla sıcak kumlara bağlanarak günlerce işkence gören iki yiğit Müslüman. Batıl ehli müşriklerin dillerinde aynı sözcükler tekrar edip duruyor: “Ey Yasir! Ey Sümeyye! Söyleyin kurtulun zulmümüzden, Allah yok! Muhammed peygamber değil!” Hakikati kana kana yürekleri ile içen Yasir ve Sümeyye’nin dillerinde müşrikleri deli eden o sözler: “Allah bir, Hz. Muhammed O’nun elçisi, tek kurtuluş İslam!” Hakkın safında yer almak ve hakikati şehadet şerbetine kadar ikrar, işte o güzel netice ki İslam'ın ilk şehitleri olmak…
Hz. Ömer, adaletli Ömer, cesur ve korkusuz Ömer, Faruk olan Ömer… Konuştuğunda sesinin heybeti yürekleri titretir, baktığında bakışları gözleri devirir… Konuşması da Hakk’ın sesi olmak için, bakışları da hakikati göstermek içindir… Ve işte o Ömer hutbede kürsüde, Ömer Hakk’ın namına yönettiği halkın önünde… Sesleniyor cemaate: “Eğer ben batılın karşısında eğilirsem, eğer ben Hakk’ı eğersem, ne yaparsınız?”
Yöneticilere değil, iktidarlara değil, hele hele Ömer’e hiç değil, yalnızca hakikate itaat eden ve Hakk’ın safında yer alan o mümin yüreklerden tek bir nida duyulur: “Seni Hakk’ın adına, Hakikatin namına kılıçlarımızla doğrulturuz ey Ömer!” Ve Ömer, o korkusuz ama adaletli Ömer, elindeki iktidar gücüne değil Hakk’a kulluk eden Ömer: “Beni kılıçlarıyla doğrultacak bir ümmetin içinde olduğum için Allah’a hamd olsun.” İşte Hakk’ın safında yer alan cemaatine sevinmek, Hakk’ın safında yer aldığına sevinmek ve şayet hakikatten şaşarsa, kılıçla bile olsa Hakk’ın safına getirileceğine sevinmek…
Hüseyin… Dedesi Hz. Muhammed’e reyhan, babası Ali’ye canan ve annesi Fatıma’ya ceylan olan Hz. Hüseyin… Nefsimizi eğlendirdiğimiz iktidarımıza ses etme diyenlere, Hakk’ın iktidarından başka iktidar tanımam diyen Hüseyin… Bizim sayımız çok, sizin sayınız ise az diyenlere karşı, Hakk’ın gücü her sayıya galebe çalar diyen Hüseyin… Zalime ve zulme alkış tutanlara karşı, “Ben zulme rıza göstermek için değil, ümmetimin ıslahı için kıyam ettim” diyen Hüseyin… Güce boyun eğip Hakk’a ihanet edenlere karşı, Hakk’a sadık olan Hüseyin… Kerbela sana yalnızca ölüm olacak diyenlere karşı, zillet bizden uzaktır diyen Hüseyin… Hakk’ın safında ve mazlumun yanında olduğu için; Kerbela çöllerinde zalimler tarafından susuz bırakılan, başı koparılan ve hakikat uğruna şehit olan Hüseyin… Hakk’ın safında olan Hakk’a şahit olan ve Hakk’a şehit olan Hüseyin…
Ve işte Gazze… Hakk’ın safında yer aldığı için zulüm gören Gazze… Hakikate sahip çıktığı için zalimlere hedef olan Gazze… Yetim olan, yetim bırakılan ve mazlum olan Gazze… Lakin yılmayan, yıkılmayan ve durmayan, pes etmeyen ve zalimlere teslim olmayan, Hakk’ın safında direnişle devam eden Gazze… Yalnız bırakılmasına karşın, Hakk’a sığınan Gazze… Batılın uşaklığını yapan zalimler tarafından aç bırakılmasına, esir alınmasına, kurşunlanmasına, bombalanmasına ve de paramparça olmasına rağmen Hakk’a nida ederek “Hasbünallah ve ni'mel vekil” (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir) diyen Gazze…
Hakkın safında durmanın bedel ödemek olduğunu, bizzat her zerresiyle bedel ödeyerek çağın Müslümanlarına hatırlatan Gazze… Hakk’ın safında yer almanın insan olmak olduğunu, her bir canını hakikate kurban ederek vicdanlara seslenen Gazze… İnsanların gözlerinin görmediği ama Hakk’ın nuru olan, insanların kulaklarının duymadığı ama Hakk’ın sesi olan Gazze… Hakk’ın safında olan, Hakk olan ve Hakka kurban olan Gazze…
Hakkın safında olmak; mazlumun yanında olmak olduğu gibi zalime karşı da olmaktır. Mazluma merhamet göstermek olduğu gibi zalime adaletli olmak, yani onu Hakk’a davet etmektir. Hakkın safında yer almak; hakikati dile getirmek olduğu gibi batılı da anlatmaktır, mazlumlardan bahsetmek olduğu gibi tüm insanlığa zulmün ne olduğunu da haykırmaktır.
Rabbimiz! Bizleri her daim Hakk’ı görüp Hakk’ın safında yer alan, Hakk için çalışan ve son nefesiyle bile Hakk’a kurban olanlardan eyle… (Âmin)