Yol ve Yolculuğun Felsefesi

Yol ve Yolculuğun Felsefesi

 Sosyal bir varlık olan insan, zaman zaman ani çıkışlar yapabilmekte veya kişisel problemlerden dolayı kendini toplumdan soyutlayabilmektedir. Bu süre zarfında düşünmek, sorgulamak ve çözüm üretmek gerekmektedir. Varlık amacını bilen kişi, akıl ve duygu dünyası ile beraber hareket noktasını belirleyip, danışacağı ve uygulayacağı alanı çok rahat bir şekilde saptadığında bu sorunlu durumundan kurtulacaktır. Varlık ve gidişat amacını saptamayan kişilerde ise uzun bir yolculuk başlayacak. Bu yolculuğun sonu bazen görünmeyebilir; gaib olan bir yol, meçhul olan bir mesafe ...

Bu yolculuğa kendisi karar verecek, alacağı kararlarda bu yolun yorgunluğunu da o yol ortaya çıkaracaktır. Bu yol maddi bir yol mu yoksa derûni bir yol mudur? İnsan, varlık ve madde sahibidir; ayağa kalkar, önüne bakar ve yürür. Tâkati bitinceye kadar mı yürüyecektir? Yoksa yol ve mesafe demeden yürünebilecek midir? Peki, buna kim karar verecektir? 

 İnsan, hayatı boyunca bir yerlere doğru hareket eder. Hareket etmek de yaşamak da yolda olmak demektir. Yolda olmak yaşamın tam içinde olmak halidir, tutkuyla süren bir yürüyüştür. Burada elzem olan harekettir, hedefin önemi yoktur, çünkü hedefe ulaşmak yolu bitirir, yolun bitmesi de yaşamı bitirir. Varacağımız nihai bir noktamız, durağımız olmasa da yolda olmanın kendisi, felsefenin de kendisidir. Yol öğretir, evirir...

Aristoteles, Metafizik kitabının girişinde şunları sarf ederek insanın insan olarak fıtri olan olayına yönelmesi gereken kendine olan yolculuğuna değinir: “İnsan olmanın gereği bir çaba gerektirir. İnsanı farklı kılan, onun kendisini çevreleyen dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, geçmişini ve bizzat kendisini tanımak ve bilmek yolunda  gösterdiği çabadır. Yolda olmak, kendinizi sorgulama, tanıma sürecidir. İnsanlar doğal olarak bilmek isterler.” Yolda olmak bir kendini gerçekleştirme, tanıma ve bilme yolculuğudur. Kadim zamanlardan beri de en nadide tekamül araçlarından da biridir. Burada önemli olan o ilk adımı atabilmektir. Yavaşlasak da düşe kalka yürüyebilmektir, niteliği ne olursa olsun her yol bir rehberdir ve nihayetinde tüm yollar bir ve bütüne varmaktadır. O’nu ararız, yol da biziz yolculuk da…

Yolda ilerlerken bazen yaptığımız hataların sonuçlarını çekeriz. Fakat bunları bir ceza gibi görmek kendimize yaptığımız en büyük kötülük olur. Yaptığımız seçimler, yapmak durumunda olduğumuz için karşımıza çıkar. Her seçtiğimiz yol, bize bir ders vermek için karşımıza çıkar ve onu seçeriz. Sonucu ne olursa olsun bize bir ders, bir öğreti verir.

Devamlı yol alma halinde ol, her yolculuğun sonu vardır ve her son yeni bir yolculuğun başlangıcıdır. Bunu idrak etmeli, sahiplenmeli ve unutmamalısın. Bu hayat zincirinde kaybolmamak neredeyse imkansız. Ne kocaman kaygılar taşıyor küçücük omuzlarında insan. Kendinden çok nelerin telaşında… Sahi ne için yaşıyordun sen burada? İki dudak arasında beliren sözler, kendi yelkenine yön versin diye mi? Her gidilen yerde insan kendinden bir parça daha keşfeder. Her gidilen yol aslında insanın kendine yolculuğunu da içerir. Belki de insan kendine varmak için başka kentlere yol almayı seçiyordur, kim bilir?

Ey Tâlib! Her şeyini bırakıp yola düş, yürümeye başla, durma, yürümeye devam et, yol seni varman gereken yere götürecektir. Bu bir başlangıç olsun, hem beni hem seni keşfetmeye.

Söz&Kalem - Ömer AKYÜZ

1 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ