Stresi Nasıl Bilirsiniz?

Stresi Nasıl Bilirsiniz?

Bismillahirrahmanirrahim

Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? (İnşirah1-2)

Yoğun stres altında hayatını devam ettirmek zorunda kalan insan sayısı her geçen gün artıyor.  Çoğu kez sosyal ve psikolojik sebeplerin birleşimiyle ortaya çıkan bu sorun hem ruhu hem bedeni hem de beyni dirençsiz bir hale getirebiliyor. Yoğun stres altında kasılan kaslar bazen bireyi hareketsiz kılacak boyutlara ulaşabiliyor. Stres düşünme gücünü zayıflatıyor, bireyi içe kapanık, soyutlanmış bir hale getiriyor.

Burada cevaplanması gereken iki temel soru var ki bunlar:

1-Yaşadığımız stres neden bu kadar yoğun oluyor,

2-Bu virüs karşısında neden kendimizi savunamıyoruz?

Bu soruları cevaplayabilmek için hikâyenin başına dönmemiz gerekiyor.

Yoğun stres hali aslında kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Bu aşamada birçok belirleyiciden söz etmek mümkün. Örneğin sosyal çevre belirleyici olabiliyor. Özellikle bazı meslek grupları extrem(aşırı) ortamlarda çalışmak zorunda kalıyor. Bu aşırı gürültülü, sıcak-soğuk, rekabet düzeyi fazla vb. ortamlar olabilir. Veya uzun süre bir şeye maruz kalmak,  yoğun strese yol açabilir.  Daha uzun süreli ve kalıcı stres hali ise genellikle kişiliğimizle yakın bağlantılıdır. Bazı insanlar en küçük değişikliklerde bile strese girebilir. Stresin bir diğer olumsuz yönü de tıpkı biyolojik bir rahatsızlık gibi bulaşıcı olmasıdır. Stresli bir insanla aynı ortamı paylaşmakta çevresel belirleyiciler arasında sayabiliriz.

Konumuz aslında stresin nedenlerini tanımlamak değil. Problem, neden her geçen yıl stresle mücadele etmek zorunda kalan kişi sayısı artıyor?

Görünen o ki doğal ortamından uzaklaştırılıp, belli kalıplara sokulan insanoğlu evrimcilere göre içgüdüsel, biz Müslümanlara göre fıtri bir savunma mekanizması geliştiriyor ve bu da stres olarak ortaya çıkıyor.

Bu bağlamda sorunun çözümünü iki iki dört eder gibi matematiksel bir denklemle formüle etmek mümkün görünmüyor.

Felsefi yaklaşımda Ali Şeriati’nin (Ekim,1970) 4 zindan olarak tabir ettiği (doğa/tabiat zindanı, tarih zindanı, toplum zindanı, benlik zindanı bu sorununun nedenleri üzerinde bir fikir oluşturabilir.

Fakat problemi psikolojik manada irdelediğimizde fıtrat-hayat tutarsızlığı yoğun stresin temel nedenlerinden biri gibi görünüyor.

Hatırı sayılır diğer bir psikolojik neden kişinin kendisinden kaynaklanan, karakteriyle alakalı bazı sorunlardır ki aşırı mükemmeliyetçi veya karamsar/kötümser olma, uçlarda yaşama stres faktörü oluyor.

Önemli bir diğer sorun, yoğun stresle mücadelede mağlup olan tarafın biz olmamız. Savaşı ekseriyetle stres kazanıyor. Buda zihnimizin bize oynadığı oyunlardan kaynaklanıyor. Bunun önemli sebebi: stres faktörüyle mücadeleyi bırakıp kendimizi boşluğa bırakmamız, çözümün aksine probleme yoğunlaşmamız, tutarsız akıldışı kuruntularla problemi gözümüzde büyütmemiz ve neticede bizi kemiren bu problemin bizi yiyip bitirmesini beklememiz.

Stresi hafife almamak gerekiyor. Stres başlı başına birçok fizyolojik-psikolojik sorunun ortaya çıkması için tek başına yeterli oluyor ki bu da yaşam kalitemizin düşmesi için yeterlidir.

Elbette stresin depresyona götürecek bizimle alakalı birçok gerçekçi nedenlerimizde olabilir.

Örneğin İslam coğrafyasında akıtılan kanlar, ekonomideki çarpıklık, işsizlik, yaşam kalitesinin düşmesi, yoksulluğun ve israfın artması vb. gerçekçi nedenler olabilir. Sorun şu ki bu tip problemleri kafaya takmayan bireylerde de yoğun stresin görülmesi. Hayat standartları yüksek zenginler neden gelirlerini yeterli bulmuyor, daha çok çalışıyor ya da bedensel bir rahatsızlığı olmayan hatta güzel/yakışıklı bir insanın neden güzellikle ilgili takıntılar yaşıyor? Kısacası neden gereksiz kuruntulara takılıyoruz?

Standartlarımızı başkaları belirliyor. Mesela izlediğimiz bir dizide ki karakterlerle kendimizi özdeşleştirip onun gibi güçlü, yakışıklı veya zengin olmak istiyoruz. Uzun ve boş emeller peşinde bir ömrü heba ediyoruz. Olması gerekeni bir tarafa bırakıp olmasa da olurlarla uğraşıyoruz neticede sıkılıyoruz, bunalıyoruz, isyan ediyoruz.

Herhalde gerçek amaçlarından bu denli saptırılmış bir nesil daha gelmemiştir dünyaya. Neyim demeden ne olacağım derdine düşen, hayallerde boğdurulan bir nesil… Uzun emellerle aldatılıp sonuçta tüketilen bir nesil…

Özellikle genç neslin bugün maruz kaldığı algı operasyonları, genç nesli bilinçli olarak bir uçuruma itiyor, kaynayan bir kazanın içerisinde hercu merc ediyor. Bilinmeze giden bu yolculuğun nihayeti ne olur ancak Allah bilir. Çözüm sağlam bir bilinçlendirmeden geçiyor olduğu ise kesin. Kendini bilen, rabbini bilen bir neslin yetişmesi gerekiyor.

Selam ve dua ile…

Yazar: Ramazan DİRİ

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ