Sosyal Mesafeli Gezi: Safranbolu

Sosyal Mesafeli Gezi: Safranbolu

Mart ayının ikinci haftası bitmek üzereyken komite çalışmalarımız hızlanmış zira bir hafta sonrasında dev gibi notlarla bizleri bekleyen bir sınavımız vardı. Sabahtan gittiğimiz kütüphaneyi akşamında değiştirip tebdil-i mekânda ferahlık vardır prensibini uyguluyorduk. Akşam programını uygulamak üzere kütüphaneye vardığımızda telefonuma gelen son dakika haberini teyit etmek için hızlıca haber sitelerini karıştırıyordum. Evet evet haber doğrulanmıştı. 3 haftalık bir süre için üniversiteler kapatılmıştı. Gittiğimiz kütüphane bir külliye olduğundan akşam namazında bu sevincin şükrüne saf tutmuştuk. Üzerimizden adete yığınla yük kalkmış namazdan sonra bu durumu kutlamak için Haliç’in semasını izleyebileceğimiz Pierre Lotti tepesinde bulmuştuk kendimizi. Çay ve altın boynuz eşliğinde muhabbet demlemiş, yola çıkış planı yapılmıştı. Hiç vakit kaybetmeden sabahında Safranbolu’ya gitmek için araç ayarlamıştık bile. Gecenin ikinci çeyreğinin sonuna doğru yaklaştığımızda teleferik kapalı olduğundan mezarlık içinden aşağı doğru yürümüş, Eyüp Sultan Camiinin olduğu meydana çıkıvermiştik. Bilenler bilir kendine has bir patates kızartır, meydan ve çevresindeki büfeler. Arkadaşlarım daha önce denememiş tadına bakmak istemişlerdi, durur muyum? Eşlik ediyorum. 

 

Vakit kaybetmeden eve geçmiş, küçük bir çanta hazırlamıştım sonraki gün için. Birkaç saat uyuyup arabayı aldıktan sonra yola çıkmıştık. Yaklaşık 5 saat sonra Sakarya-Düzce-Gerede-Karabük istikametinden geçerek Safranbolu’da kahvaltıya yetişecektik. 

 

Karabük’ün turistik bir ilçesi olan Safranbolu, oldukça sakin ve doğal bir tatil için tercih edilen yerlerin başında geliyor. Eskiden ismi Zafranbolu olan ilçe, ismini bölgede yetişen safran bitkisinden almıştır. Tarihi Safranbolu evleri ile ünlü olan şehir, Osmanlı kent mimarisini yansıtması ve özgün bir mimariye sahip olmasıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Meşhur evlerinin yanı sıra tarihi değerleri, kent kültürü, yaşam tarzı, gelenek ve görenekleri, yöresel yemekleri ve doğal güzellikleri ile çok otantik bir şehirdir. Kış aylarında çok soğuk ve karlı, yaz aylarında ise kalabalık olduğu için, Safranbolu’yu ilkbahar aylarında ziyaret edebilirsiniz. Bizler gezimizi tıp bayramına denk getirmiş ve ödüllendirilmiş hissiyatına kapılmıştık. 

 

Yolda gördüğümüz Demir Çelik Fabrikası, büyüklüğü karşısında hayrete düşürmüş, bir müddet eşlik etmişti yolculuğumuza. Nihayet Safranbolu’ya varıp arabamızı en uygun yere park edip tabana kuvvet diyecektik, zira içinde kaybolmadığımız sokaklar olmadıkça gezdiğimiz yerler bir dijital videodan öteye gitmeyecektir. Meydanda bizi ilk içeri buyur eden kahvaltı mekanına girmiyor, daha kıyıda kalmış bir mekân tercih ediyoruz. İçeri girince bizden başka kimsenin olmadığı mekân, hesabı öderken sıraya girdiğimiz bir yere dönüşüveriyor. Ayağınız uğurlu geldi, mıhlama ikramımız olsun diyor işyeri sahipleri. Çeşit çeşit yöresel lezzetlerin olduğu bir kahvaltının ardından daha önce haritada işaretlemiş olduğumuz mekanlar için hızlıca bir rota oluşturuyoruz. Yanı başımızdaki Kaymakamlar Gezi Evi müzesini ziyaret edip, 18. ve 19. yüzyıla ait toplumun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimini en güzel örnekleriyle burada bulduk. Müzeden gördüğümüz kadarıyla haremlik ve selamlık uygulamasına göre tasarlanan evler, hanımların daha rahat hareket edebilmesi için ayarlanmış. Örneğin, mutfakta yemek yapan kadınlar, bir dönme dolabı aracılığı ile yemekleri erkeklere verebilmek için hazırladığı yemeği dönme dolaba koyar ve sonra tahtaya vururdu. Dönme dolabın arkasında kalan kişi de yemeğin hazır olduğunu anlayarak, dolabı çevirir ve yemeğine kavuşurdu. Bu sayede kadınlar ve erkekler birbirlerini görmezdi. Ayrıca odalar da sekizgen tasarlanıp kapılar köşelere yerleştiğinden odaya girene kadar içeriyi göremiyorsunuz. Böylece ailelerin birbirinden rahatsız olmaları da engellemiş oluyor. Bahçesi ve hizmetli evi iyileştirilerek kafeterya olarak kullanılan müze, Safranbolu Çarşısı’nda Hıdırlık Yokuşu Sokağı üzerinde yer almasıyla bulunması kolay bir lokasyona sahip. 

 

Yokuşu tırmanıp Hıdırlık Seyir Tepesi’ne doğru çıkarken yolu sağlı sollu kaplayan simgesel Safranbolu evleri arasından süzülüyor, göklere doğru adım atıyorduk. Muhtemelen turistlerin yoğun olduğu dönemde ücretli giriş için gişelerin yapıldığı bu tepe, gişe memurunun olmaması ve gişelerin açık olmasından dolayı gezimize ücretsiz giriş imkânı sunuyor. Seyirlik tepelerinin genel bir özelliği de şehrin tamamıyla seyredilebilir olmasıdır. Tüm Safranbolu ayaklarımızın altındayken gelen bir Çinli kafileden hızla uzaklaşıyor ve aşağı iniyoruz. Nedense yürüyen virüs algısıyla bakmıştık, kafileye. Türkiye’de bulaşın daha ilk günleriydi, bizler için sosyal mesafeli, koruyucu maske ve eldivenli bir gezi olmuştu. 

 

Safranbolu merkezinde Eski Çarşı, Tarihi Saat Kulesi, Tarihi Cinci Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camii, İzzet Paşa Camii, Yemeniciler Arastasi’ni gezip hediyeler aldıktan sonra çarşının yanı başındaki demir atölyelerinde el işlemesi çelikten yapılmış kamp için uygun bir bıçak alıvermiştik. Merkezde gezebileceğiniz mekanlar için birkaç saat yeterli olmuştu.

 

Rotamızı merkeze çok uzak olmayan Tokatlı Kanyonu’na çeviriyoruz. Kanyona giderken yolun solunda Türkiye’de sanırım diğer örneğinin Antalya’da olduğu ters ev karşılıyor bizi. Girişin 10 lira olduğu ters ev, size eşsiz bir deneyim sunarken ayrıca fotoğraf severler için de uğranması gereken bir durak. Kanyonun üst kısmına varınca bizleri seyirlik bir cam teras karşıladı. Üzerinde bulunduğunuz camların her an kırılacakmış hissiyatı vermesi heyecan dolu bir seyir imkânı veriyor. Cam terasın yanı başında kanyonun karşısına geçmek için bir Zip-Line ağı kurulmuş. Muhtemelen aşağıdaki boşluğa bakınca insanların vazgeçtiği ama bu ağla karşıya geçenlerin tekrar tekrar binmek istemesi kendi içinde bir adrenalin tezadı sunuyordu bizlere. İçimizden yalnızca bir arkadaşımız karşıya geçebilmiş, ‘ben zaten şans eseri yaşıyorum’ deyip gülüşmelere sebep olmuştu. Burada geçirdiğimiz zamanın ardından görülmesi gereken bir diğer nokta olan Bulak Mencilis Mağarası’na doğru yola çıkıyoruz. 

Safranbolu ile Bulak Köyü sınırında derin bir vadide 150 basamaklı bir merdivenden tırmanarak ulaştığınız Bulak Mencilis Mağarası, Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri olarak biliniyor. Oluşumunun yaklaşık 3 milyon yıl önce başladığı tahmin edilen mağara, 6 km uzunluğunda olup, sadece 400 metresi gezmeye uygun bir şekilde ışıklandırılmıştır. Karstik erimeler sonucunda oluşan mağara, sarkıt ve dikitlerle harika bir atmosfere imza atan mağara, yatay olarak gelişmiş, çok katlı, kaynak konumlu aktif ve fosil bölümlerden oluşuyor. Üç kattan oluşan mağaranın alt katında; Safranbolu’nun içme suyuna katkıda bulunan bir kaynak yer alıyor. Üst katında ise; sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damla taşları yer alıyor. Rehber eşliğinde gezdiğimiz mağarada zaman zaman yarasa yuvalarına denk gelişimiz ve ortamın ışıksız olması (telefon flaşlarını doğal ortama zarar vermemek adına kullanmadık) bizi biraz ürkütse de bizler için keyifli bir deneyimdi. En son ulaştığımız noktanın daha ilerisine botlarla devam edebileceğimiz, bunun ayrı bir program ve prosedür dahilinde olduğu rehber tarafından aktarılıyor. Anlatılana ve çekilen fotoğraflara göre denilen noktaya ulaştığınızda şelaleye ve göle hayranlık duyacağınız kesin. Aynı zamanda mağaranın, nefes darlığına, astım ve bronşit gibi hastalıklara iyi geldiği de biliniyor. Mağaradan çıktığımızda güneşin batmak üzere olduğunu gördüğümüzde yavaştan yola çıkma hazırlıklarına başlayıp geride dostlarımızla birlikte keyifli anılar biriktirdiğimiz bir günü bırakıp İstanbul’a doğru yola koyulduk. Akşam namazında Abant Gölü’nü izlediğimiz maceramız gölün serinliğiyle son buluyor. Düştük yine yollara, dönüş yabana. 

Söz&Kalem - Murat Çöklü

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ