Pragmatik Yaklaşım

Pragmatik Yaklaşım

Hayatımızı etkileyen kavramları ele almaya devam ediyoruz. Bu ayki yazımızda da günümüzde sıkça duyduğumuz pragmatizm ve onun çerçevesinde şekillenen oportünizm kavramlarını tarihsel ve güncel açıdan değerlendirmeye çalışacağız.

Batı dünyasında 19. yüzyılda ortaya çıkan ve ilk olarak Amerikalı filozof William James tarafından tanımlanan pragmatizm; kelime anlamı ‘faydacılık’ olup, ‘Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak, yalnızca eylemlerin sonuçları ile değerlendiren ve onlara yalnızca sağladığı fayda açısından bakan anlayışı’ ifade eder.

Temel felsefesi kendisi dışındaki toplumları çıkarları doğrultusunda zihinsel ve düşünsel çerçevede dönüştürmek olan Batı, ilk devrede doğru, gerçek gibi kavramları tartışmaya açarak esas olan olgunun kişinin elde edeceği fayda olabileceğini iddia etmiştir. Batı’da estirilen bu pragmatik dalga, Batı toplumunda bireysel menfaatleri önceleyen bir düşünceyi doğurmuştur. Bu yaklaşım Batı’da kutsal olan ve sağlam gerçekliklere/doğruluklara dayanan din, kültür ve toplumsal aidiyet kurumlarını zedeleyerek çöküşüne zemin hazırlamıştır.

Kendi insanını çıkar merkezli bakan bir varlık haline getiren Batı, asıl hedefine potansiyel tehlike olarak gördüğü İslam dünyasını koymuştur. Müslümanca düşünen İslam toplumunun hakikati ve doğruyu faydaya göre yorumlamasını sağlamak, Batılı teorisyenlerin öncelikli hedeflerinden biri olmuştur. Bu bağlamda ilk girişimler, Batılılaşmanın her açıdan hissedildiği Osmanlı’nın son yarım asrında gerçekleşmiştir. Osmanlı’nın gidişatına yön veren elit burjuvazi, diğer Batılı kavramlar gibi pragmatizmi de özümsemiş ve Osmanlı’da özellikle siyasal nitelikli ilişkilerde öne çıkan şahsi menfaatler devletin sonunu getirmiştir.

Günümüze değin gelinen süreçte pragmatik anlayış merkezden genele, elitten halka doğru genişlemiştir. Toplumun geneline yayılan faydacılık, evrensel ilkelerin fayda eksenli yorumlanmasına neden olmuştur. Pragmatik düşünen bir toplum, önüne koyulan siyasal ve kültürel projeleri faydasına gördüğü takdirde artı-eksilerini tartmaksızın kabul etmeye hazır hale gelmiş bir durumdadır. Çünkü pragmatist toplum için doğrunun geçerliliği her an değişebilir.

Böylelikle ideali ve hedefi olmayan bir gençlik, ilkesizlikte tavan yapmış bir toplum meydana gelir. Nitekim Batı’nın kültürel boyunduruğunda olan devletlerin kendi halklarına dönük politikaları da bu minvalde bir toplum öngörmüştür. Sözgelimi son günlerde ülkemizde sıklıkla tartışılan ve Batılı normlarla hazırlanmış olan İstanbul Sözleşmesi, toplumsal gerçekliklere dayanmayan ve bir avuç azınlığın faydasını gözeten pragmatik bir projedir.

Pragmatizmin siyasal versiyonu diyebileceğimiz oportünizm ise toplumumuzun siyasete bakışını önemli oranda etkilemektedir. ‘Güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan bir tutum.’ olan oportünizm, son bir asırda siyasilerin sıklıkla başvurduğu bir yöntem ve yer yer siyasete yön verebilmiş olan tehlikeli bir eğilimdir.

Gerek Osmanlı’nın yüzünü Batı’ya döndüğü süreçte, gerekse de Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar gelen zaman içerisinde meydana gelen birtakım siyasal olay ve kırılmalarda bazı siyasiler, kendi kişisel meselelerini memleket meselesiymiş gibi lanse etmiştir. Bunu yapmalarında asıl amaç, ortaya çıkan sorun ve krizleri toplumdan ziyade kendi menfaatlerine uygun biçimde değerlendirmek olmuştur.

Nasıl ki pragmatizm toplumun genel dünya görüşünün bireysel fayda ekseninde şekillenmesine neden olduysa; oportünizm de siyasiler başta olmak üzere toplumun siyaset anlayışının ilke ve prensipleri hiçe sayan menfaat üzerine bina edilmesine zemin hazırlamıştır. Son zamanlarda etkisini daha fazla hissettiren oportünizm, dünya görüşleri birbirlerine tamamen zıt olan siyasal hareketleri bir araya getirmeyi başarmıştır. Son birkaç seçimde izlenen stratejilere bakıldığında bu faktörün önemli oranda belirleyici olduğu aşikârdır.  

Toplumumuz özelinde İslam dünyasını kasıp kavuran Batı sentezli kavram ve ideolojiler bizi biz yapan asli değerlerimizi unutmamıza, bireysel ve sosyal buhranlara sürüklenmemize yol açmıştır.

Elbette ki bu kavramları çok iyi tanımalıyız. Ancak bundan önce kendi değerlerimizi iyi bilmeli, yaşamalı ve yaşatmalıyız. Bunun idrakinde olduktan sonra her şey daha da iyiye gidecektir. Zaten yaşadığımız sıkıntılar kendimizi iyice tanımamaktan kaynaklanmıyor mu?

Allah’a emanet olun.

Yusuf DEMİR

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ