Kainatın Oluşumunda Kozmolojik Delil Ve Zorunlu Varlık (Vacibu’l Vücud) Meselesi

Kainatın Oluşumunda Kozmolojik Delil Ve Zorunlu Varlık (Vacibu’l Vücud) Meselesi

Bilim ve felsefenin tarihine inildiğinde “evrenin kökeni meselesi” hep merak edilen bir konu olmuştur. Öyle ki, ünlü filozof Aristo, bir kimsenin sorabileceği en derin sorunun, evrenin kökeniyle ilgili olabileceğini söyler. (Aristotle, MetaphysicaLambda, b10-15).

Ünlü felsefeci ve matematikçi Leibniz de “Neden ‘hiçbir şey’ yerine, ‘bir şeyler’ var?” sorusunu sorarak kâinatın varlığının bir açıklaması olması gerektiğini ifade eder. Evrenin oluşumu meselesine açıklık getirmek amacıyla ünlü filozof ve İslam âlimi Gazzali “Hudus delili”ni öne sürmüş, evrenin ve içinde yer alan tüm varlıkların, ezeli olmayıp, sonradan yaratıldığını, başka bir deyişle bir başlangıcının olduğunu ifade etmiş, bahsi geçen bu “temel delil” günümüz bilimsel verileriyle de sentezlenerek William Lane Craig tarafından “Kelam Kozmolojik Kanıtı” olarak ortaya konulmuştur.

Hüccetü’l İslam Gazzali tarafından sunulan Hudus delili özetle şöyle ifade edilir: Her var olmaya başlayan (varlık), başlangıcı için kendisi dışında bir sebebe muhtaçtır. Evrenin bir başlangıcı vardır. O halde evrenin var olmaya başlamasının kendi dışında bir sebebi vardır.

Birinci maddeyi uzunca açıklama ihtiyacı duymuyoruz. Çünkü, başlangıcı olan her varlık, varlığını, yani vücuda gelişini, kendisi dışındaki bir sebebe borçludur. Örneğin, “masa”nın varlığının bir başlangıcı vardır. O zaman varlığı, kendisi dışında bir sebeple vücuda gelmiştir, o sebep de “marangoz”dur. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Hudus delilinin tarihten beri önem arz eden meselesi, ikinci maddesidir. Materyalist felsefe ikinci maddeye itiraz ederek evrenin, yani maddenin sonsuzdan beri var olduğunu, başka bir deyişle başlangıcının olmadığını iddia etmiştir. Eğer evrenin bir başlangıcı olduğu kabul edilirse, üçüncü madde kabul edilmiş olacaktır, bu da Allah’ın varlığını inkar eden materyalist felsefenin güç duruma düşmesine sebep olacaktır. Bizim bu yazıdaki amacımız, ikinci maddeyi ıspatlayarak evrenin bir başlangıcının olması gerektiği, dolayısı ile evrenin oluşumunun kendisi dışında bir sebebe muhtaç olduğu meselesini açıklamaktır.

 

Zaman ve Varlıkta Gerçek Sonsuz Meselesi

1) “Zaman” Bakımından Sonsuzluğun İmkansızlığı:

Sonsuz kavramı soyut bir kavramdır. Matematikte “sonsuz” sıklıkla bir sayıymış gibi ele alınır (örn. Sonsuz sayıda terim vb.) ama aslında gerçek sayılar türünde bir sayı değildir. “Sonsuz” bizim hiç durmaksızın, sürekli olarak ilerleyeceğimizi söyleyen bir kavramı ifade eder. Evrenin sonsuzdan beri var olduğu söylendiğinde, arka arkaya eklemeli bir diziyle “gerçek sonsuz”un (actualinfinite) oluştuğu söylenmiş olur. Eğer, bir başlangıç yoksa, yani zaman, geçmişte sonsuza kadar gidiyorsa, “şimdi”den bahsedemeyiz. “Şimdi”den bahsetsek, geçmişe doğru sonsuza gidişte bir başlangıçtan bahsetmiş oluruz, başlangıç noktası olan kavram ise sonsuz olmaz. Başka bir açıdan ve özetle ifade edersek, sonsuz zaman geçtikten sonra, içinde bulunduğumuz zaman diliminde olduğumuzu söylemek; sonsuz +1’in olabileceğini, sonsuzun geçilebileceğini söylemek demektir ki bu, sonsuzun tanımına aykırıdır. Sonsuz geçilemeyeceğine, “bizim” ve “şimdi”nin varlığı inkâr edilemeyeceğine göre, evrendeki geçmiş zaman sonsuz olamaz. Bu mesele çok uzun açıklamalar istemektedir lakin yazıyı uzatmamak adına çok kısa anlatıldı. Konunun daha iyi anlaşılması için ünlü matematikçi Hilbert’in verdiği hotel örneklerini inceleyebilirsiniz.

 

2) Varlıklardaki Devir-Teselsül Meselesi Açısından:

Doğadaki hiçbir şey kendi kendisinin nedeni değildir. Teselsül, “özde düzen kazanmış fail nedenlerin” geriye gidişini ifade eder. Fakat, teselsül, geçmiş sonsuza gidemez,  imkansızdır. Örneğin, yumurtadan tavuk, tavuktan yumurta çıkar. Fakat bu neden-sonuç ilişkisi sonsuz geçmişe gidemez. Tavuk veya yumurtadan birinin ilk anda fonksiyonel ve vücut bulmuş bir şekilde var olması gerekir. Bu yüzden, bu nedenler dizisini başlatacak, “neden olunmamış bir ilk neden”in (firstcause) olması gerekir. Eğer dersen, “tavuk evrim mekanizmalarıyla olasılıklarla (tesadüfen, aşama aşama) oluşmuştur” o zaman deriz ki: Yukarıdaki mesele sadece “tavuğun mu yumurtadan, yumurtanın mı tavuktan çıktığı” meselesi değildir; bunun yanında, üreme yeteneğine sahip bir horozun ve yumurtlama kabiliyetine sahip bir tavuğun aynı zamanda, aynı yerde ve uygun doğa şartlarında mevcut olması gerekmektedir. Üreyemeyen bir canlı türü var olamaz; diğer tüm canlılık özellikleriyle beraber üremenin de baştan var olması gerekir. Tesadüfen oluşması imkansız olan en basit canlının bir an için oluştuğunu varsaysak bile; bu canlı üreyemediği durumda hayatı son bulacak ve kendisiyle beraber canlılık da yok olacaktır.

 

Entropi Kanunu ve Evrenin Başlangıcı

 Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasası olarak da bilinir. Özellikle Rudolf Clausius’un 19. yüzyılın ikinci yarısındaki çalışmaları ile ortaya konmuştur. Arthur Eddington, entropi yasasının, tüm doğa yasaları içinde en önemli yere sahip olduğunu söyler. Bu yasayla, enerjinin, sürekli olarak, daha çok kullanılabilir bir formdan daha az kullanılabilir bir yapıya doğru değiştiği söylenir. İnsanın yaşlanması, sıcak çayın soğuması, bir nesnenin yıpranıp yok olması günlük hayatımızdaki entropi örnekleridir. Kısacası, evrende düzensizlik sürekli artmaktadır ve bu tek yönlü, tersine döndürülemez bir süreçtir. Tek yönlü süreçler sonun habercisidir. İnsanın yaşlanma süreci de evrendeki entropinin artışı da böyledir. Bu sonuç, evrenin bir başlangıcı olması gerektiği anlamına da gelmektedir:

Evrendeki entropi geri çevrilemeyecek şekilde sürekli artmaktadır. Buna göre evrende bir gün termodinamik denge oluşacak ve ısı ölümü yaşanacaktır. Kısacası evren ebedî değildir, bir sonu vardır.

Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, evrende termodinamik dengeye gelinmesi ve hareketin durması gerekirdi. Şu anda hareketin devam ettiğine tanıklık etmekteyiz. Demek ki evren sonsuzdan beri var olamaz, dolayısıyla evrenin bir başlangıcı vardır.

 

Big Bang ve Evrenin Başlangıcı

 

Maddenin sonsuzluğu veya evrenin ezeli olması meselesi, 1929 yılında Amerikalı astronom Edwin Hubble’ın gözlemleri ve araştırmaları sonucu ortaya çıkan “evrenin genişlemesi” ve “Büyük Patlama Teorisi (BigBang)” ile tartışmalı bir hal almıştır. Bu teoriye göre evren, evrenin tüm maddesini içinde barındıran “sıfır hacme” sahip (yokluk) “tek nokta”nın, olağanüstü büyük bir çekim gücü nedeniyle patlaması sonucu oluşmuştur.

Çağımızın en büyük teorisi olan ve tüm bilim insanları tarafından kabul gören BigBang Teorisi evrenin bir başlangıcı olduğunu gözler önüne sererek, evrenin ezelden beridir var olduğunu savunan materyalist felsefenin “sonsuz evren” iddiasını çürütmüştür. BigBang ile, artık içinde bulunduğumuz evrenin başlangıcı olup olmadığı değil, bu başlangıcın tam olarak ne zaman olduğu tartışma konusudur.

Diğer Bilimsel Deliller ve Evrenin Başlangıcı

 

Evrenin bir başlangıcı olduğuna dair bilimsel verileri daha fazla çoğaltmak mümkündür. Yıldızların sonsuza dek var olamayacaklarının öğrenilmesi bunlardan biridir. Var olan yıldızların ölümünü yeni yıldızlar takip etmektedir; fakat bu süreç, yeni yıldızları oluşturacak kadar gaz bulutları olduğu sürece devam edecektir. Yeni yıldızların oluşumu için yeterli hammadde (gazlar) gittikçe azalmaktadır. Bu hammadde tükenince, artık hiç yıldız oluşmamaya başlayacaktır. Eğer evren ezelî olsaydı, çoktan yıldız oluşumu durmuş olurdu ve şu anda karanlığa gömülmüştük. Demek ki gözlenen yıldızlar da evrenin bir başlangıcı olması gerektiğini göstermektedir.

İzafiyet teorisi, uzayı, zamanı ve maddeyi birbirine bağlayarak, maddenin başlangıcının yokluğa denkliğini gösterir. Evrenin başlangıcına gittiğimizde tüm uzayın kapanması, maddeyi de söz konusu olmaktan çıkarmakta, yani maddenin yokluğunu göstermektedir.

Yukarıda, “Gerçek Sonsuzluğun İmkansızlığı”, “Entropi Kanunu”, “BigBang Teorisi” ve diğer bilimsel delillerin verileriyle evrenin ezeli olmadığı, bir başlangıcı olduğu anlaşılmaktadır.

Gazzali ve İbn-i Sina gibi birçok İslam düşünürüne göre bir varlık, ya zorunlu (vacip) varlıktır, ya da mümkün (sonradan olan) varlıktır. Her mümkün varlık, zorunlu bir varlığa gereksinim duyar. Sonradan var olan (varlığının başlangıcı olan) varlık, zorunlu varlık olamaz. Evrenin ise bir başlangıcı vardır. Öyleyse, evren mümkün varlıktır ve varlığını; evrendeki zamandan ve mekandan münezzeh (zamanı başlatıcı ve maddeden münezzeh), evrenin “varlığını”, “yokluğuna” tercih eden (irade), evrendeki ihtişamdan çok daha öte bir güce (kudret) ve bilgiye (ilim) sahip, yoktan var eden, vücuda getiren (tekvin), işiten ve gören (sem’ ve basar), hayat sahibi bir “zorunlu varlığa” borçludur.

O varlık ise, yukarıdaki sıfatları haiz, her şeyi yoktan var eden, sonsuz ilim ve kudret sahibi Allah’tır.

“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” (Bakara 117)

Söz&Kalem - Batuhan Kıyak

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ