Dünyanın Değiştiremediği İnsan

Dünyanın Değiştiremediği İnsan

Bana, dünyadan beklentin ne diye soracak olursanız hiç düşünmeden derim ki: Ebu Ubeyde bin Cerrah gibi biri olabilmek. Ne demek istediğimi Hz. Ömer’in (r.a) Ebu Ubeyde için söylediği şu söz üzerinden anlatmak istiyorum: “Dünya hepimizi değiştirdi; ama seni asla değiştirmedi.”

Hepimiz, dünyaya gelirken bir hiç olarak geldik. Ailemizi ve sosyal yaşantımızı seçme gibi bir lüksümüz olmadı. Kimimiz Hristiyan, kimimiz Yahudi, kimimiz Müslüman, kimimiz zengin, kimimiz orta halli kimimiz de fakir bir ailede dünyaya geldik. Halimiz, vaktimiz ne olursa olsun, dünya nizamımız mutedil yani orta halli olmalıdır. Her alanda nasıl bir duruş sergileyeceğimizi öğreten Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), dünya nizamında da nasıl bir yol izlememiz gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimizin şu hadisine bir göz atalım: “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”[1]

            Ne dünyaya ne de ahirete tamamıyla tevessül etme gibi bir lüksümüz yoktur. Tekkede çorba içip, bütün vaktimizi ibadete ayırarak aile hayatımızı ihmal edemeyiz. Bir yandan hiç ölmeyeceğimizi zannederek çalışıp, aile fertlerimizin huzur ve refahını sağlarken, bir yandan da ilahi nizam gereği mahşer gününe hazırlık yapmamız kul olmamızın en tabii gereğidir

            Dünya nimetleri karşısındaki ahvalimiz, nasıl bir kul olduğumuzu gösterecektir. Mekke’ye bir yolculuk yapalım. Allah Resul’ünün (s.a.v) İslamiyet’in ilk yıllarındaki zorlu mücadelesini hemen hemen hepimiz biliyoruzdur. Hem lisan-ı haliyle hem de lisan-ı kâliyle birçok insanın gönlünü kazandı, bunlardan kimi zamanın tabiriyle köle kimi de zengindi. O zamanki insanlar, iman adına öyle bir hayat modeli ortaya koymuşlardı ki tarihte eşine benzeri daha görülmemiştir. Çünkü sahabeler iman davasını sırtlandıkları andan son nefeslerini verecekleri ana kadar, aynı hayat çizgisi üzerinde bir hayat yaşamışlardı. Para, makam, kadın ve dünyalık karşında asla değişmemiş; kul köle olmayıp, nefislerinin iplerini daima ellerinde tutmuşlardır. Bu yüzden de onları hiçbir şey değiştirememiştir.

            Sahabeler para, makam, kadın ve dünyalık şeylerin ipini elinde bulundurduğu için bunların karşısında değişmeye mahal vermeyen bir imana sahip oldular. Maalesef yirmi birinci yüzyılda yaşamak gibi bir bahtsızlığın içinde bulunuyoruz. Ama bu, sahabe gibi bir imana sahip olmamıza engel değildir. Tarihe baktığımız zaman sahabe gibi bir hayat yaşayan ve ahir zamanın sahabesi diye adlandırılan Abdullah bin Mübarek’in (rah) hayatına şahit olmaktayız. Peki, Abdullah bin Mübarek (rah) ne yaptı da böyle bir makama layık görüldü? Cevabı aşikâr: “Para, makam, kadın ve dünyalıklara kukla değil kuklacı oldu.”  Abdullah bin Mübarek’in (rah) babası Ebu Abdullah’ın (rah) hayatından kısa bir kesiti aktardığım zaman ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacaksınız:

            “Merv şehri kadısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu kızı isteyince hiçbirine vermedi. Bu zatın Mübarek adında, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş, meyveler olgunlaşmış, bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübarek’ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı. Mübarek; "Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sahibi; "Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübarek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?” diye cevap verdi.’’[2]

            Daha doğmadan baba tarafından gelen peygamber terbiyesi, adeta bizlere ‘yaşantılarınızla çocuklarınızın hayatını inşa etmektesiniz’ diye mesaj vermektedir. Hayatının her adımını Allah ve Resul’ünün (s.a.v) önderliğinde atan her insan, inanıyorum ki, ahir zamanın sahabesi olmaya aday olabilecektir.

            Ziya Paşa “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı” sözüyle lafa değil; yapılan işe bakılmasını vurgular. Bizler çok konuşuyor, lakin konuştuğumuz şeyleri hayatımıza tatbik etme noktasında büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Malum, oruç olunca hepimizde bir mide spazmı ortaya çıkar. Hastayız diye orucu bir yana bırakırız. Hastalık demişken şunu da demeden geçmek istemiyorum. Başımız ağrır namazı bırakırız. Belimiz ağrır namazı bırakırız. Oysa İslam ima ile dahi olsa namazın kılınmasını kesin bir dil ile emreder. Allah’ın hazinesinden bize verilmiş mallardan muhtaç insanlar için zekât bahsini açtığımız zaman lafımızı ağzımıza tıkayıp “Ben kendi emeğimle yaptım. Ne fakiri fukarası arkadaş?” diye tepkiler ile karşılaşabiliyoruz. Bu örnekleri çoğaltmak elbette mümkün; ama daha fazlasını zikretmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Hal böyleyken “Ey iman edenler! İman ediniz[3]ayetinin üzerinde daha fazla düşünmemiz gerektiği kanısındayım. Gerektiği gibi iman edemediğimiz için kazandığımız şeylerin kendi emeğimiz olduğunu söylüyoruz. Bunun için iman bahsini iyi kavramamız gerekiyor.

            Ahvalimize bakıp bize sunulan imkânların her zaman nimet olmadığını idrak etmeliyiz. Çünkü iman; bütün imkânsızlıkların içinde kulluk vazifesinden hiçbir şekilde taviz vermemek, yokken verebilmek, hizmet için kim var dediklerinde sağa sola bakmadan ‘ben’ diyebilmektedir.

            Şüphesiz ki, sahabe, imkânlar karşında değişmemiştir. Hz. Ömer (r.a)’in Ebu Ubeyde için söylediği “Dünya hepimizi değiştirdi; ama seni asla değiştirmedi.” sözü aynı başlayıp aynı biten davalar için söylenmiştir. Ümmetin emini diye adlandırılan Ebu Ubeyde hem sözleriyle hem de yaşantısıyla elli sekiz yıllık kısa ömrünü bu vasfını koruyarak devam ettirmiş ve arkasından da eminlik yolunu açacak izler bırakmıştır. Bizlerin “Para, makam, kadın ve dünyalıklara kukla mı yoksa kuklacı mıyız?” sorusuna cevabı yaşantılarımızda saklı.

Söz&Kalem - Mehmet Çelik

 

[1]Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201

[2] Abdullah Bin Mübarek’in Hayatı

[3] Nisa Suresi 136 Ayet

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ