Covid-19 ve Sekülerizm

Covid-19 ve Sekülerizm

Bizleri bir Ramazan bayramına daha kavuşturan Allah’a hamd, onun pak Resulü Hz. Muhammed Aleyhisselam’a salat ve selam olsun. Rabbim bizlere nice Ramazan ve bayramlar görmeyi nasip etsin.

Malumunuz tüm dünyayı kuşatan Covid-19 salgını dolayısıyla Müslümanlar olarak gerek günlük ibadetlerimizi, gerekse de geride bıraktığımız ramazan ayına özgü olan kimi ibadetlerimizi camilerimizde ihya etmekten mahrum kaldık. Pandemik salgının doğurduğu bu olağan dışı durum, bizleri derinden üzmüş olsa da yüce dinimiz İslam adına sevinmemiz ve bir fırsat olarak değerlendirmemiz gereken birtakım olayları da beraberinde getirdi. Bu nedenle bu ayki yazımızda sekülerizmin kısaca tarihsel açıdan dünya üzerindeki etkisi ve Covid-19 virüsünün beraberinde getirdiği yeni süreçte seküler yaşam tarzının sorgulanmaya başlanmasındaki etkenler üzerinde durmaya çalışacağız.

Sözcük anlamı ‘dünyevilik’ olan sekülerizm, kısaca tanımını yapmak gerekirse; “Dinin bir toplumun kamusal mesele ve işlerine karışmamasını, bunlarla bütünleşmemesini savunan ve belirten düşüncedir.”[1] Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere; tahrif olmuş Hıristiyanlık üzerinden sömürge düzeni oluşturan kilise yönetimi, halk nezdinde dine dayalı yaşam düşüncesinin zayıflamasına zemin hazırlamıştır. Kilisenin Avrupa toplumuna dayattığı hurafe inançlardan dolayı dinin insan yaşamı nezdinde sorgulanmaya başlanması, Orta Çağ’ın son demlerine denk gelmektedir. İlk zamanlarda felsefi olarak tartışılmaya başlanan bu kavram, Yeni Çağ’ın beraberinde getirdiği Rönesans ve Reform hareketleriyle sosyolojik açıdan da gündeme gelmiştir.

Sanayi ve Fransız Devrimleriyle oluşan yeni Avrupa düzeni dini düşünceyi mabetlere hapseden, sadece dünyevi faydaya endeksli bir siyasal rejim ve yönetim şekli meydana getirmiştir. 19. asırda Osmanlı burjuvazisi üzerinden İslam dünyasına yayılmaya başlanan sekülerizm, Tanzimat Fermanı ile birlikte kademeli olarak ilk kez bir İslam Devleti’nin yönetim tarzının temelinde yatan düşünceye nüfuz etmeye başlamıştır. Kademeli olarak diğer İslam halklarıyla toplumsal kopuşa neden olan seküler zihniyet, 20. asrın ikinci çeyreğinden itibaren ise dünya üzerindeki tahakkümünü adeta ilan etmiştir.

Allah’ın dinini yaşayıp ona kulluk etmek insanın dünyaya gönderilmesindeki asıl amaç iken, din toplumsal hayattan soyutlanıp bireyin iç dünyasına hapsedildi. Böylelikle insan yaşamını kolaylaştıran ve doğru olanı keşfetmesinde kendisine yardımcı olan akıl ve bilim gibi araçlar kutsanmaya, nihai hedef haline getirilmeye başlandı. Aklı ilahlaştıran ve bilimsel olguları merkeze alan realist düşünce güçlenince, insanın mevcut dünya düzeni gerçekliğini kabullenip kendi hayatını faydaya göre şekillendirmesi, kişisel zevklerine yönelmesi ve bireysel hayatı benimsemesinin önü açıldı. Bireyselleşmenin artmasıyla toplumsal bağlar zayıfladı, sosyal ilişkilerin önüne setler çekildi. Din temelli yaşamın öngördüğü kanaatkârlığın ortadan kaldırılmasıyla hep daha iyisini isteyen insan, devasa betonlaşmış şehirler inşa etti, insanın özü olan toprakla bağı kesildi.

Son iki yüz yılda ortaya çıkan ve insanlığı önemli ölçüde etkileyen iki büyük ideoloji olan Kapitalizm ve Sosyalizm, görünürde birbirleriyle çatışma halinde olsalar da ikisinin de son raddede insanlığa vaat ettiği yegâne olgu seküler yaşam tarzı oldu. Biri tüketim ve hazzı kutsarken, öteki insan emeğini istismar etmek üzerinden din karşıtlığını toplumsal zemine taşıdı. Bugün her iki ideolojinin temsilcisi olan ABD merkezli Batı ve Çin merkezli Doğu dünyasına baktığımızda; göz kamaştırıcı, albenisi bol ama ruhsuz, maddeye odaklanmış, manadan yoksun bir yaşam modeli karşımıza çıkmaktadır.

Dünya’daki mevcut tablo yukarıda değindiğimiz durum üzere hız kesmeden devam etmekteydi. Derken gözle görülmeyen ölümcül bir virüs tüm dünyayı kuşatmaya başladı. Yayılmaya başladığı ilk süreçte virüsü gündemine bile almayan seküler orjinli devletler, salgın kendi topraklarına musallat olduğunda ilk sendelemesini sağlık alanında yaşamaya başladı. İktisadi fayda temelinde inşa ettikleri kapital sağlık sistemleri, pandemik salgın karşısında içine düştükleri acizliklerini yaşlıları ölüme terk etmeleriyle bir nevi itiraf etmişlerdi aslında. ‘Yaşlılarımızı öldürdüğü için Korona Virüsüne minnettarız.’[2] gibi insanlık dışı sözler çıktı kimi sözüm ona bilim adamlarının ağzından. Az önce sözüne ettiğimiz gibi insani değerler hayattan soyutlanıp, araçlar amaç haline getirildiğinde medeni görünen insan birdenbire canavarlaşabiliyor. Sadece maddi gelişmişliği merkeze alan seküler mantaliteden daha iyisini beklemek beyhude bir çabadır. Seküler dünyadaki vaziyet bu iken, diğer taraftan yaşlıların her zaman korunması ve el üstünde tutulması gerektiğini insanlığa öğütleyen bir İslam medeniyeti karşımıza çıkmaktadır.

Sekülerizm insana ölümden sonrasını vaat etmediğinden dolayı seküler insanlar ölümü sadece hayatın bir ayrıntısı olarak telakki etmişlerdir. Salgının yayılmasıyla ölüm gerçeğiyle karşılaşan seküler insan, ölüm gerçeği ve sonrasını yeni yeni tahayyül etmeye başladı. Din kurumunun öngördüğü yaşamı ve dinin mabetlerini bir kenara iten sekülerler, virüs tehlikesine karşı en korunaklı kalkanın maneviyat olduğunu idrak etmeye başladı. Sekülerizmin merkezi olan kimi ülkeler Kur’an-ı Kerim ayetlerini ve Peygamber Efendimizin hadislerini büyük puntolarla şehir meydanlarında pankartlara asarken, kimi ülkelerde insanlar dini mabetlere akın etti. Bazı belediyeler de virüsle mücadele amaçlı Kur’an-ı Kerim okuttu. Yaptığımız bu değerlendirmeler, sağlık alanındaki bilimsel çalışmaları görmezden gelmek, dikkate almamak veya tedbirleri gözetmeksizin sadece Allah’ın dinine sığınılması gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır.

Özellikle son yarım asırda sekülerizmin azgın figürleri karşısında İslam dünyası çaresiz bir konuma düşmeye başlamıştı. İslam ülkelerindeki gerek İslami sivil ve resmi kurumlar gerekse de uluslararası İslami platformlar, yaşanan bu gelişmeleri kaçınılmaz bir imkân olarak görmelidir. Söz konusu İslami kuruluşlar, din temelli yaşamın dünya ve ahiret hayatı açısından insan üzerinde oluşturduğu olumlu etkileri üzerine yeniden bir irşat seferberliği başlatmalıdır.

Rabbim bir an önce salgın hastalıktan kurtulmayı, seküler yaşamın sonunu görmeyi bizlere nasip etsin. Allah’a emanet olun.

 

Söz&Kalem - Yusuf Bingöl

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ