Bir Ânlik Zaman Sapmasi

Bir Ânlik Zaman Sapmasi

Her geçen gün, ölüme bir ân daha yaklaşıyoruz. Zaman, bir nehir misali akar. Nehir dursa bile zaman akmaya, güneş doğmaya, çiçekler açmaya devam eder. Bir akış içerisinde döngüsüne devam eder kâinat. Devam eden döngüye karşı, irade ve tercihleriyle insanoğlu ters bir tepkiyle hareket eder; adaletsizliğe ve merhametsizliğe ayak uydurmaz, kibir ve huysuzluk etmez, inat ve hasetle yol almaz, yalan söylemez, dedikodu yapmaz, nankör ve vefasız değildir. Yoksa öyle mi umuyoruz? Kâinat, var olduğu ilk günden itibaren bütün hasletler zıddıyla birlikte kaim oldu. Yaratılışın özünü oluşturan, yaşamı yaşanır yapan farklılıkların aynı zamanda birlikte bir bütün oluşturarak hayatı ortaya çıkardılar.

 

Ömür dediğimiz bir vakit. O vakti var eden ve sunan Allah; vakti harcayan ve uğruna neleri feda edeceğini saptamayacak bir düzlemde hareket eden insan; küçük veya büyük, acıyla, tatlıyla, bir fırsat yaşamdan yeni şeyler öğrenebilmek için sürekli hareket halinde olur. İnsanın bu durumu tıpkı bir çocuğun ilk adımlarında umudu, bir gencin düşlerinde geleceği, bir ihtiyarın anılarında geçmişi görebilmesine benzer. Çalışmadan, çabalamadan kazanmanın; sevmeden sevilmenin, öğrenmeden öğretmenin, emek vermeden sevginin mümkün olmayacağını, elbet bir gün hayata veda edeceğini, bu yüzden hayatın yükünün altında ezilmemesi gerektiğini bilmeli, her şeye sahip olamayacağını idrak etmeli, zamanın usulca akan seyrine karşın uykuda geçirmemeli hayatı.

Değer biçmeli hayata, değerini bilmek gerek; aşkın, adaletin, sevginin, güzelliğin, dostluğun, bulunduğun ânın… Bir şekilde hayata tutunmaya çalışan insan; birçok duruma da direnmek zorunda kalıyor. Öyle ki ortaya çıkan zorluklar yüzünden kolay bir şekilde pes edebiliyor. Kaçmak, ertelemek, savurmak bir yana dursun ayakta durmasını, karşısında durmanın, kendini ve sevdiklerini sahiplenmenin tarafını tutmalı ve mücadele etmelidir.

Tekrarı olmayan bir senaryo misali hayatın bir tekrarı yok, erteleme gibi bir imkâna sahip değiliz. Aldığımız nefesin, hâlâ bedenimizde var olan ruhumuzun olduğunu bilmeli, küçük olsa bile yaşanma ihtimali olan güzelliklerin, yaşamın bize sunduğu gerçeklerin farkına varmalı, peşinden gitmeli, sahiplenmeliyiz.

Her bir insan araştırılması, incelenmesi gereken ayrı bir dünyadır.  Herkes az çok ayrı karakter özellikleri barındırır. Bununla birlikte hayata bakış açımız da farklılık arz eder.

Hayatı anlamlandırırken de herkesin ayrı bir fikriyle karşılaşırız. Fransız yazar Sartre, kendisine hayatın ne olduğunu soranlara şu enteresan cevabı vermiş: “Sen ne anlıyorsan odur.” Hayata nereden ve ne açıdan baktığımız önemlidir. Zira hayat dediğimiz döngü, insanın bakış açısıyla anlam kazanır. Her şey bizim bakışımızda, hayatı ve nesneleri anlamlandırma biçiminde saklıdır. Mekân, zaman ve nesneler aynı olsa da onlara yüklediğimiz değerler farklı olabiliyor. Buna binaen evliya büyüklerimizden olan Şems-i Tebrizi şöyle der: “Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez.

Dünya, insanın ebedi kalacağı yeri değildir. Sonsuz hayatımızın ilk durağı olan dünya, bize belli bir ömür süresi ile tayin edilmiştir. Bu süre zarfında insan yaşamıyla, anılarıyla bir kitap misali bütün bir hayatını iki kapağa sığdırmaya çalışır. Hayaller, umutlar, ihtimaller, kırgınlıklar, üzüntüler, sevinçler toplanır tek bir kürede. Bu şekilde belirlenen süreyi tamamlar insan. Ne kadar süre yaşadığımıza değil de ne yaptığımıza bakmamız gerek, bu süre zarfında kimin tarafında olduk, neyin peşinden koştuk, neleri savunduk, neyi terk ettik ve ne tür işler yaptık?

Ömrünü hangi yolda harcadın?

Geride güzel eserler bıraktın mı?

Bir ömür biçilen insanın doğumu ne kadar doğal bir olaysa, aynı şekilde zamanı geldiğinde yurttan ayrılmak, bulunduğun mekânı terk etmek, sevdiklerine ve sevenlerine veda etmek de o derece doğaldır. Ölüm, hayatın en büyük hakikatidir. Bunları idrak ederek hareket etmeli ve buna uygun bir yaşam düzeni oluşturmalıyız. Zamanın sapmasına uğramadan insanın sorumluluk bilinciyle yapması gerekenleri bilip buna uygun davranması gerek. Zira Yüce Allah bizlere, “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahire yurduna gelince, işte gerçek hayat odur.” Diye buyurur. Sonlu bir hayattan daha çok keyif almak için ahlâkî sınırları zorlamak, bunun için sonsuz hayatı feda etmek akıl sahibi insanların işi değildir. Akıllı olan böyle düşünür ve dünyasını böyle şekillendirir.

Yola düş, yoldaş ol, bir damla sevgi tohumu olup gönüllerde yeşer. Dün, geride kaldı, yarın ise bizlere gelecek için fısıldıyor. Dün için bir şey yapamayız ama bugün ve şuan nefes aldığımız bu ân yarınımızı şekillendirecektir. Bugünü de son günümüz olabileceği ihtimalini de göz ardı etmeyerek, yaşamın en güzel hâlini yaşayabilmemizin dileğiyle.

Söz&Kalem - Ömer Akyüz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ