Aşk ve Merhamet Hikayesi

Aşk ve Merhamet Hikayesi

Bir hüzün akşamıydı. Düşlerden fırlıyordu nemli kirpikler. Çaresizliğe yaslıyordu yenilgisini. Mağrur denemelerden vazgeçeli, çok zaman olmuştu. Kıdemli heybesinden çıkardığı kelimelerle, mahbubun yoluna güller dökecekti şimdi. O gül ki tüm güller feda idi O’na her bakışta…

Bir sükûnet vaktiydi. Kapılar sürgülüydü. Aşk ki, yok o zamanlar… Esir şehrin güçlü sütunları kuvvetsiz çığlıklarla inlemededir. Ağırlıklar altında ezilirdi nitekim, kölelikler altında ölürdü şair. Ve çoğu zaman; kölelik adlı nirenginin farkına bile varamadan… Silinirdi dünya, kaybolurdu insan, sonrası hep yalnızlık kıtalar arasından.

Kolay değil muhakkak. İnsan hürriyet arayışında hezar kez öldürülür. Ağırdır bedeli, rüşveti ölüme koşacak kadar kallavi. Bukağılar cennetini arzu eden köleler de mebzul miktarda mevcuttur çünkü. Köle tacirleri, faizci efendiler, hayatı eti ve kemiğiyle sömürenler, kıymetli canlarını ortaya koyacak cesaretten yeterince yoksundur. Sadakati şüphesiz köleler sürülür yine can pazarına. Kırbaçlar altında derilere tarih dersi kazılır. Roma, Pers ve baksan ne yana; zulmün ayak izine düşer idi, insan denen varlığın mahzuniyet gölgesi…

Bekliyordu insan, bekliyordu beklenen gelmeyi bilmezleri. Bir azade türkü, bir parçacık gün yüzü, bir merhamet uyanışı, bir vicdan dirilişi, bir vahiy serinliğine hasret idi kaç asır. Bir peygamber nefesine muhtaç idi bin defa. Her lahzada muhtaç idi nübüvvet güneşine. Ki katılmazsa insan necat sefinesine, çağlar altında ezilirdi çocuklar. Ölmeden toprağa verilir. Zemheride üşür göz kapakları. Ölümün rengini görür zulmet pişegâhında…

Bir kederli akşamdı. Evet, muzdaripti dünya, muzdaripti insan. Hâlsiz ve solgun, çağlar aşan yorgun bir şiirdi yazılmakta olan. Kimler gelip geçse de ıslıklar arasından, durmadan ve bıkmaktan usanmadan her garip eylemine yazardı insanlığı. Yeryüzü nübüvvetten ne vakit mahrum kalsa, dünya tam teşekküllü akıl hastanesine dönerdi…

Ve yine dünya kan ağlarken sarsıntılar içinde, çözülmekten acizdi, ürküyordu kendinden. Fikren mütefessih, zihnen harap, kalben ağlamaklı… Sebepsiz ve satırsızdı. Yüreksiz ve fütursuz… Gelişler bekliyordu ki gelsin artık perdazı bu âlemin. Geliyordu bir gece ve de sabaha karşı. Hakikat aynasında, hayat şehrinin anahtarları vardı ellerinde. İniltiler yükselirken şark ve garbın en ücrasından, merhamet bir insan olup teşrif etmişti yeryüzüne…

Bilen buldu, bulan oldu demişti bir üstad. Hakikatin mesleği böyledir. Merhameti kucaklayanlar, aşkın ebedi sırlarına vasıl olurlardı. Merhamete refik olanlara, aşk tarik olurdu. Aşık ve divaneler toplanırdı gündüz gece. Mecnun olur Efendim aşka düşen her hece. Mumlar alev büyütür göğüs kafesinde. Pervaneler asırlardır can vermede ayak dibinde. Firkatten viranedir, başka kelam istemez. Her zebanda aşikardı, aşk demek gönülden sana varmaktı. Sarılıp merhametin ol nazlı eteğine, buldular maşukun gözde hıyabanını.

Ekmeğini yitirenler buldu. Taşlara hizmetkâr edilenler, ölüme sürüklenen kızlara gözyaşı dökünenler. Hayatları kimliği belirsiz kişilerce gasp edilenler, üç beş düyunun diyetini canıyla ödemek mecburiyetine girenler, buldular. Zira bulmalar hep bir şeyleri kaybetmelerin evladıydı.

Adında harp ve cehalet, suretinde hiddet ve eziyet olan bilmezdi merhamet ve aşkı. Ruhunun kasvetinden idraki körelmişler, kalpleri zulümden kararmışlar, merhameti sadece muhtaç olduklarında hatırlayanlar bilemezdi. Taşladılar merhameti Taif sokaklarında. Geçit yok! Hakikate açılan bir toplu isyan. Mübarek yüzünden kan damlıyor merhametin. Eza ve cefanın ayyuka çıktığı yerde Cibril gelir de; bu gözü dönmüşlerin, bu ayak takımının, bu kalbi körlerin üzerine dağlar yıkılsın deyince; Efendimiz (asm) razı gelmez. Batn-ı nahlede beddua değil, duasına katar onları…

Şiddetli bir harbin tam ortasında merhamet… Müminler iki düşman arasında, ağır saldırılar savuşturmaktadır. Şüheda hanesidir Uhud. Efendimiz (asm)’ın alnından kan süzülmektedir. Düşman tüm hücumunu O’na döndürmüş iken; şöyledir yakarışı Cenab-ı Zülcelal’e; bilmiyorlar, der. Bilseler yapmazlardı. Affet onları...

Aşk ve merhametti hikayenin özeti... İnsan ki yeryüzünde merhamete muhtaçtı. Ve dahi aşkın sesine. Efendimiz ki rahmeti tüm âlemin. Ve de aşkı tüm gönülllerin. Selam olsun ehline ve ashabına... Salat olsun üzerine sahradan süreyyaya...

Söz&Kalem - Orhan Özsoy

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ