Andrei Tarkovsky / İz Sürücü [Stalker /1979]

Andrei Tarkovsky /  İz Sürücü [Stalker /1979]

Rus sinemasının önemli yönetmenlerinden bir olan Andrei Tarkovsky; İz Sürücü (Stalker), Ayna (Mirror), Kurban (The Sacrifice), Nostalghia gibi filmlerle dram ve metafizik konularını sinematografik bir şekilde yansıtmasıyla bilinir. Felsefenin derin anlatımıyla ve özel hayatındaki esintilerin olduğu Stalker filmi kendince derin düşüncelere sahiptir.

 Bu bağlamda filmlerindeki derin düşüncelerin bir kaynağı olması lazım. Babasından edindiği zarif ve derin düşünceler filmleri için bir biçim haline gelmiştir. Arseniy Tarkovsky’den alıntıladığı şiirlerinden biri… Genellikler babasının sanatını derin düşüncelerini yapıtlarına serpiştirir.

 

“Ben insanım, ben orta yerindeyim evrenin,
Ardımda sayısız tekhücreliler, önümde sayısız yıldızlar.
Ben arasında bunların uzandım dosdoğru,
İki kıyıyı bağlayan deniz, İki uzayı birleştiren köprü.”

 

Stalker yani İz Sürücü, Tarkovsky’nin Sovyetler Birliğinde çektiği son filmidir. 1976 Arkady – Boris Strugatsky’nin Roadside Picnic (Yol Kenarında Piknik) adlı romanından uyarlayarak filme başlarlar. Fakat Tarkovsky’nin kalp krizi geçirmesi ve film teknik ekibinde meydan gelen sıkıntılardan dolayı; Stalker 1979’ da tamamlanmıştır.


Filmin zamanı ve coğrafyası belli değildir. Bölgeye bir meteor düşer ve meteor düştüğü alanda bir oda oluşur. Deniliyor ki; o odaya gidince ne istiyorsanız gerçekleşir. Odaya, bölgeye götüren bir İz Sürücü(Stalker) vardır. Film izleyiciyi bir yolculuğa çıkartır. İz Sürücü, yazar ve bilim adamıdır. Yazar’ın ve bilim adamının dileklerini yerine getirmek için odaya doğru yolculuğa çıkar ve bu yolculuk odaya doğru iken; acaba oda mucizevi bir yer midir, yoksa insanın kendisiyle yüzleşmesi için bir araç mıdır?


İnsanın, derinin âlemindeki dileği nedir? İhtiyaçlarından değil, tamamen yaradılışıyla ilgilidir. İnsanın acılarından doğan dileklerine dayanabilir mi? Andrei Tarkovsky'nin Stalker, yani “İz Sürücü’sü insanın özü ve varoluşuna dair zaman zaman dayanılamayacak kadar ileri giden bir filmdir. Dayanılmazdır, çünkü varlık, hakikat, umut, arzular, hayaller ve ihtimaller üzerine olanca yavaşlığıyla sorular sorar, aynalar yansıtır.

 

Koca bir evreni içinde taşıyan insan, “işte benim tek ilgi odağım" diyen Tarkovsky sineması daima zordur. Hem izlemesi hem de izledikten sonra metaforlar, simgeler, geçişler, işaretler;  sanatın ve dolayısıyla sinemanın en aslî vazifesinin Aristotelesçi bir tavırla “katharsiz"[1]olduğunu söyler. Film yapıtları, umudu canlı tutmalıdır. Bu bağlamda Stalker gibi zaman zaman acımasız bir umutsuzluk ve çaresizliğin sergilendiği filmlerde bile bir yerden umut fikrini yakalamalısınızdır

 

Ona göre. Andrei Tarkovsky, sanat ile ilgili bir konuşmasında şunları dile getirir: “ Sanıldığının aksine, sanatın işlevsel amacı, düşünmeyi teşvik etmek, bir düşünce iletmek ya da bir örnek oluşturmak değildir. Hayır, sanatın amacı daha çok, insanı ölüme hazırlamak, onu iç dünyasının en gizli köşesinden vurmaktır.”

Stalker, bölge adı verilen girilmesi devlet tarafından yasaklanan ve bu yasağı delmeye çalışanın ölümle ya da hapisle cezalandırıldığı bir yere yolculuğu anlatır. Yolculuğa katılanlardan ‘İz Sürücü’ hariç kimse sağ salim dönememiştir. Bölge, bütün arzuların gerçekleştiği bir yerdir; imkan olarak, hayal olarak, düş olarak ve belki de ifade olarak. Bölgede gerçekleşeceği vaat edilen arzular sadece insanın en derinindeki arzularıdır. Bu arzular; “şunu isterdim!” diyemediğimiz kadar başka bir yapıyı içerir. Her İnsanın en derin arzusu, onun yaratılışıyla ilgilidir, özündedir ve esasen hakkında hiçbir şey bilmediğidir, ancak bu bilinmezlik içinde bile hayatını yönlendirir, oradadır, içindedir ama nedir?  Kısacası tanımlayamadığındır. En derinde neyi istediğini bilebilmenin zorluğunu Stalker, “Bilincim dünyayı kendine çekmek için vejetaryen olmak istiyor, bilinçaltım ise bir parça et için çıldırıyor, neyi istediğimi nasıl bilebilirim?” diyerek anlatır. Bölge bir hediye midir, mesaj mıdır, hayatın anlamına dair gizli bir anahtar mıdır? Oraya ulaşmanın zor olmasının sebebi, sadece girişin yasaklığından dolayı değildir. Bölgeye gitmenin düz ve bilindik bir yolu yoktur. Oraya götüren yollar her an değişir, gittiğiniz yoldan geri dönemezsiniz. Başka bir gerçeklik akışı vardır. ‘İz Sürücü'nün eşliğinde yapılan kişisel bir yolculuktur bu.

Sözcüklerle gerçeği kovalamak mı, yoksa deneylerle gerçeğin izini sürmek mi? Bu bağlamda Bilim adamı için gerçek, deneyler sonucu elde ettiğidir. Kendinden başlangıçta emindir. Yazar ise gerçekliğin ona yaklaştıkça değiştiğini söyler. Başta da, sonda da tereddüttedir. ‘İz Sürücü’ ise gerçeğe sadece sezgiyle, ilhamla yaklaşabileceğine inanır, ancak o da alabildiğine çaresizdir. Çünkü bunun bir başkasına aktarılamayacağını bilir. Bu nedenle insanları bölgeye götürmek ister. İz Sürücü, onların genellikle temas etmesini ister. Tüm adlandırmalardan, tanımlamalardan kendini soyutlayarak yolculuğa hazır hâle gelmelerini ister. Yolda bilim adamına sırt çantasını bırakması konusunda bu nedenle ısrar eder. Buradaki sırt çantası semboliktir. Bilim adamından bırakmasını istediği asıl şey olgular, deneyler, hipotezlerdir. Bunlar bilim adamını ağırlaştırır. Hakikat yolculuğunda onun ayak bağıdır. Bölge bir mucizedir ve mucizenin deneylerle alakası yoktur. Yazar’ın bırakması gereken ve onun hakikatle temasını engelleyen şey ise korkularıdır. Yine de yazar hep önden gider, yolu deneyimleyen odur. Her biri hakikat konusunda kendi gerçeklerini öne çıkarır. “Hakikat tartışmalarda ortaya çıkar" diyerek. İz sürücü onlara sürekli bölgeye temkinli yaklaşmalarını ve saygılı bir tavır takınmaları konusunda uyarır. Hakikate temkinli yaklaşılır, belli bir saygıyla, ritüelle ona öyle direkt dalamazsınız, etrafında dolanırsınız.

 İz Sürücü’nün mistik bir sezgiyle olan inancı sarsılmazdır. Onun Hz İsa'ya işaret ettiği yolundaki sorulara Tarkovsky, “İz Sürücü, en son idealist insanı temsil eder.” diye cevap verir. Bölgeye bir şekilde gitmeyi başaran insanların geri dönmelerini ve vaat edilenlerin gerçekleştiğine dair tek bir kanıt olmamasına rağmen neden insanlar oraya gitmek ister? Bir diğer sorunsal ise bölgeye girmek neden yasaktır? Bu sorunsalları, filmi izleyen gazeteciler; Tarkovsky'ye de sorarlar. Filmde bunlarla neyi anlatmayı amaçlıyorsunuz? Cevap, “kaçamaktır ancak biz arzuları felaket olabilecek insanları bu arzularının gerçekleşmesinden korkulduğu için yasaklandığı gibi bir çıkarsama yapabiliriz.” Filmde yazar ve bilim adamı o odaya girebilecekken vazgeçer. Eşikte dururlar. Eşiği geçmek her zaman istenilebilir değildir. Tüm hayallerin gerçekleştiği en derin arzuların elinize verildiği bir dünya, belki de sonu gelmiş bir dünyadır. Bilim adamı, yazar ve İz Sürücü onca zorluktan sonra ulaştıkları odanın eşiğinde oraya girmekten vazgeçer.

Vaat edileni reddederler. Kişisel vazgeçiş sebepleri vardır. Bu sebepler tam da oraya yolculuk etmelerini sağlayan sebeplerdir. Bilim adamı her şeyi yok edecek bir bilginin peşindedir. Buna ulaşabilecekken vazgeçer, Yazar ise dâhi bir yazar olmak arzusuyla yola çıkmıştır fakat vazgeçer. Çünkü sanat, en başında beri bir dehaysa o zaman sanat tüm anlamını yitirir. Bir dâhî olduğunu bilmek, kendini yazamayacak hâle getirecektir, bunu bilir. İz Sürücü’nün yolculuk sebebi ise insanları bölgeye götürmek, bölgenin varlığına inandırmak, onların hakikate olan inançlarını kuvvetlendirmektir. İz Sürücü olmak çok güçlü bir isteği, feragati, umudu gerektirir. Bir garip tebliğci, bir garip elçidir. O da bölgedeki odaya girmez, onun en aslî vazifesi, en aslî arzusu zaten yolculuğun kendisidir. İnsanların her şeyin gerçekleşebileceği bir üst bölgeye, özel bir alanın varlığına olan inançlarını ve umutlarını korumalarını sağlamaktır.

İz Sürücü olmak bir nedenle feragati gerektirir.

İz Sürücü, sonunda karanlık, göz alabildiğince kitap dolu rutubetli bir odada inler: “Ellerinde bunu yapabilecek güç varken içeri girmediler, yapabilirlerdi, yapmadılar. İnsanlar inanmıyor, daha da kötüsü inanmaya ihtiyaçları yok, bana ihtiyaçları yok.”

Söz&Kalem - Ömer Akyüz

 

[1] Arınma olarak da bilinen katarsis, Aristoteles'in Poetica adlı yapıtından alınmış bir sözcük olup; ilgili yapıtta trajedinin seyirci üzerindeki etkisini anlatır. Ayrıca Platon'un "Devlet" adlı eserinde de zikredilen, adil ve onurlu yöneticilere atfedilen bir felsefi terimdir.(Vikipedia)

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ