İNSAN; YAŞAR, OKUR VE ÖLÜR

İNSAN; YAŞAR, OKUR VE ÖLÜR

Varoluşçuluk yolunun ilk sancılı adımı diyebileceğimiz okuma eylemi, başlı başına büyük bir eylem. Nebevi hareketi incelediğimiz zaman da Hz. Peygamber’in ilk muhatap olduğu meselenin okumakla alakalı olduğunu görürüz. Nitekim kendisine inen ilk vahiy ayeti “ikra” demekte ve okumayı emretmekteydi. Bu zaviyeden baktığımız zaman anlarız ki İslami hareketlerin de var olma adına kuşanacakları ilk silah okuma olmalıdır.

 

Küçük yaşlarda büyüklerimiz genellikle “Oku, adam ol” gibi sözlerle bizleri uyarırlardı. Demek ki ki okumak bir adam olma meselesidir. Yabana atılacak bir konu değil okumak. Peki, nedir okumak?

 

Harfler bir araya gelerek kelimeleri, kelimeler de bir araya gelerek sentaks ve gramer kurallarının gözetilmesi ile cümle dediğimiz söz dizimlerini oluşturur. Ardından bu cümleler, bir anlam bütünlüğüne ve zihni bir uğraşa zemin hazırlamış olur. İşte biz bu bütünlüğe okuma diyoruz.

 

Canlı hayatının en temel aşamalarından biri de birlik ve bütün olmak değil midir zaten? İnsan, hayvan, bitki… Hepsi için geçerli olan bir bütün olma gayesi vardır. İnsan da bu bütünlüğün bir parçasını okumada bulur. İnsan okudukça bütünü elde eder, bütün olamadığı takdirde ise dağıtır her şeyi. Zira insan toplayıcı bir varlık olduğu gibi dağıtıcı da bir varlıktır. Bu yüzden eğitimin önemi ve bilinç olgusu bu noktada devreye girmekte. Bilinçli insanlar, bütün sahibi olan insanlardır. Çünkü bütünde birlik ve anlam vardır. Parçada ayrılık, boşluk ve manasız bir sefalet vardır.

 

Okumak zihni bir kabiliyetin yanında, ruhi bir ferahlığı da getirir. Okumanın bu yönünü keşfetmiş düşünürler “okuyup bilgeliğe ulaşmaya çalışanların içinde hiçbir zaman bitmeyecek bir mutluluk” olacağını söylemişlerdir. Ne var ki tam aksini iddia eden düşünürler de, “okumanın insanda bir farkındalık yaratacağı için onu daima mutsuz edeceğini” söylemişlerdir. Her iki subjektif yorumu da siz okuyucuların kararına bırakıyorum.

 

İnsan yaşar, okur ve ölür. Okumak fiili sadece kitap yahut dergi okuma olarak algılanmamalıdır. Sözlerimin başında da dediğim gibi okumak tek başına anlam ifade etmez. Okumayı ve yaşamayı bir arada yürüterek gerçek bir okuma eylemini ifa etmiş oluruz. Dolayısıyla sadece kuru okumada bulununca bütünden eksik bir parça olacağı için anlam ifade etmez.

 

Toplumumuzda özellikle yanlış bir algı var: hobi olarak kitap okumak. Oysaki kitap okuma bir hobi değil; dert, fikir, sevda ve uğraşıdır. Ayrıca kitap okumayı “boş zamanda yapılan meşgale” olarak tanımlayanlarımız var. Hep merak etmişimdir, boş zamanlarında kitap okuyanlar acaba dolu zamanlarında neler yapıyorlar? Okumalarımızı boş zamanlarımızda değil, bizatihi okumak için ayırdığımız bir zamanda yapmalıyız. İradelerine tam olarak hâkim olamayanlar zamanlarını nasıl harcayacaklarını düşünürken; hakim insanlar ise, bu zamanlarını nasıl kullanacaklarını düşünürler. Zaman değerlidir, iyi kullanmak gerekir. Okumanın olmadığı bir gün veya bir gece, cehalet sembolünden başka bir şey değildir.

 

 

Okumak öyle baştan savma bir iş değil, bir uğraşıdır. Özellikle çevremde kitap okuyanları gözlemlediğim zaman; daha kaleminin mürekkebi bile kurumadan piyasaya sürülen popüler kültürün sembolü kitapları okuduklarına şahit oluyorum. Ne hikmettir ki “okuyorum ama kendimde bir gelişme göremiyorum” diyenler de genellikle bu tipler oluyor.

 

Toplumumuz iyi kitabı okumaktan ziyade en yeni kitabı okumanın ona fayda getireceğini düşünüyor. Oysaki bu doğru bir anlayış değil. Tarihe ve nesillere adını nakış nakış yazdırmış büyük şahsiyetlerin eserlerini incelediğimiz zaman, sade ve duru bir üslubun yanında kendinde taşıdığı bir derdi topluma anlatma gayreti içinde olduklarını görürüz. Oysaki sadece popüler olma isteğiyle yazılmış kitaplarda bu dert mevcut değildir. “Geri kalmamalıyım” kaygısıyla işlevi olmayan popüler kitaplarla beslenenler genelde tüketim toplumunun bireyleridirler. Bu tür kitapları alanların kendilerine sağlayacakları yararı bırakın, aksine zararı olmaktadır. Okurun zamanından ve cebinden çaldığı gibi, zararlı düşüncelerini de okuyucunun saf zihnine dayatır.

 

Popüler olma ve para kazanma kaygısı ile kitap yazanlar, kendi düşünce sefaletlerini süslü, görkemli ve şatafatlı kelimelerin arkasında gizler, yazıyı oldukça süslü yazarak okuru “işte ben gerçek bir yazarım” fikrine ikna ettirmek isterler. Oysaki insanlığa mal olmuş büyük yazarların eserlerini birkaç defa belli bir zaman aralığı ile okumayı deneyin. Göreceksiniz ki her okuyuşta derin ve geniş bir meselenin böylesine sade ve basit kelimelerle anlatılmasının yanında yeni bir şey öğrenmenin heyecanını gönlünüzde hissedeceksiniz. Efsunları şundan kaynaklanır: Bu eserler zamana meydan okuyan eserlerdir, zamana mahkum olan eserler değil. Bu sebeple çok kitap okumak yerine iyi kitap okumak daha elzemdir.

                                                                                                                          

 İyi bir yazar olmak kadar iyi bir okur olmakta önemlidir. Okuyacağımız eserlerin belli bir düşünce çizgisinde olmasına dikkat etmeliyiz. Bu akıl-gönül-vicdan üçlüsünün birbirini okuma çatısı altında tamamlamasının ilk adımıdır. Belli bir sahada okuma aynı zamanda başka bir meselede yorum yapabilme kabiliyetini getirir. Belli bir düzlemde okuma ilk zamanlarda pek bir anlam ifade etmeyebilir fakat zamanla okunan eserler ile birlikte her yeni düşüncenin bir önceki düşünce ile örtüşmesi neticesinde zihin dünyamızda bir anlam ifade eder. Az kitap ama düzgün bir kütüphane, çok kitap ama dağınık bir kütüphaneden daha makbuldür. Bu, zihin dünyamızın tasavvuru niteliğinde bir benzetmedir. Farklı alanlarda yapılan okumalar, bilgiyi yönetmemizi oldukça zorlaştırır. Bu açıdan baktığımızda bütünsel okumanın önemini biraz daha kavrayabiliriz.

 

Taklitçi üslup ve eserlerden de uzak durmak gerekir. Ayrıca bu tür yazanlar yeterince bir bilgiye sahip olmadıkları halde, taklit ve iktibasta bulunması konuyu eksik ele almasından ötürü zararlı olacaktır. Okurun kafasında kalan her müphem mesele, mana dünyasını zedeleyecektir. Ayrıca taklit aslını yaşattığı gibi, bir maske takma eylemidir. Dolayısıyla maske takılıp yazılan eserlerden uzak durup, bizzat okuyucu ile arasında hem üslup hem de anlam yönünden nesnel bir ilişki kuran, düşündükten sonra yazan büyük şahsiyetlerin eserlerine yönelmek gerekir.

 

Okuma eylemi belli bir süre sonra düşünmeye itecektir. Okuyucu belli bir konu hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığı için yazarın her görüşünü iradesi dışında kabul etmek zorunda kalır. Düşünce, okudukça olgunlaşır. Özellikle belli bir merhaleden sonra okuyucu düşünerek yeni fikirler üretebilir ancak onun öncesinde okuduğu yazarların, eserlerin yazılarına mecbur kalacaktır. Düşünmek bir anda gelişen bir olgu değil. Bazen okuduğumuz bir eser yahut yaşadığımız bir tecrübe veya bir anlık bir ışık bizi düşünmeye tevessül ettirecektir. Hakikat çerçevesinde Ali Şeriati’nin de deyimiyle, mektebi esasen bütünsel düşünme eylemini gerçekleştirmek için okumak gerekir.

 

 İnsan nasıl ki yeni tanıştığı biri ile belli bir süre arkadaşlık etmekte zorlanıyorsa, kitap okurken de yeni bir yazar ile tanışmak belli bir sürenin sancılı geçeceği anlamına gelir. İnsan tanıştığı birinin neleri sevdiğini ve nelerden nefret ettiğini, kısaca huyunu ve karakterini bilmez. Yeni bir yazar ile tanışmak da buna benzer. Yeni bir yazar ile tanıştığımızda; onu anlamakta zorluk çektiğimiz zaman kitabı bir köşeye fırlatmak yerine sabır ve metanetle okumaya devam etmek gerekir.

 

Okumanın teknik yönüne değinecek olursak da şunları söyleyebiliriz.

 

Okumalarımızı yaparken yanımızda bulunduracağımız kalem, düşüncemizin kağıda yansıtılması açısından en büyük araçtır. Kalemin kendisi bir mucizedir. Okurken öğrendiğimiz yeni bir bilgiyi hemen ajandamıza not etmeliyiz. Bu şekilde, öğrendiğimiz bilgilerin hem zihnimizde muhafaza etme süresini arttıracak, hem de uzun bir aradan sonra ajandamızı karıştırdığımızda tozlu raflarda unutulmuş ve üflendiğinde gün yüzüne çıkan eşyalar kadar bizi mutlu edecektir.

 

Kalem bizim okumalarımızın yanında en büyük araç dedik. Dolayısıyla onu yanımızdan ayırmak, düşmana silahsız yakalanmak gibi tehlikelidir. Kitap üzerinde önemli gördüğümüz paragrafların altını çizmeyi asla ihmal etmeyelim. Bu şekilde kitap ile olan aramızdaki bağ artacak ve bizde bir mushaf kadar değerli olduğu ehemmiyeti inkişaf edecektir. Kamus namustur geleneğini de hatırlayıp, kelimenin namusuna sahip çıkma adına bilmediğimiz her kelimeyi not defterimize yazmalıyız. Bu şekilde hem kelimeye sahip çıkmış olduğumuz gibi hem de ufkumuzun genişlemesine vesile olacağız. Okuma anında, kitaptan bağımsız bir şekilde düşünce dünyamızı aydınlatan fikirler de oluşursa mutlaka not almalı ve değerlendirmeliyiz. Hz. Hasan (r.a) not tutma üzerine söylediği şu sözü ne de güzel söylemiştir: “Not tutun, yoksa hatırlayamadıklarınızı hatırlamaya çalışmakla hafızanızı heba edersiniz.”

 

Sözlerimi Aliya’nın “Okumak özgürlüğe uçmaktır” sözünü hatırlattıktan sonra Ali Şeriati’nin şu sözleri ile bitirmek istiyorum: “Okuyun! Zira mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.”

 

Selam ve dua ile…

Söz&Kalem - Hayrullah SEÇEN

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ